TORUN İSTİYORUM
İlk
sezon

· KADRO

· PROVA NOTLARI

· GALERİ / FRAGMAN

· BASINDA ÇIKANLAR

· SEANSLAR



28.09.2016 tarihinde oynanmaya başlandı.
PROVA NOTLARI
27.09.2016 - Salı

 

 

“SEMPATİK OLMAYANA SEMPATİ DUYUYORUM”

 

 

Şimdiye kadar üç oyun yazdın, bunların üçü de ilk kez önemli tiyatrolarda sahnelendi. Eleştirmenler seni ‘sezonun genç oyun yazarı’ olarak nitelendirdi. Bu hızlı başarını neye bağlıyorsun?

 

           Bu başarı mı değil mi göreceğiz. Oyunlarımın nasıl karşılanacağı ve devamının gelip gelmeyeceğine bağlı bu. İlk oyunumu 1991’de yazdım ben. Ama 1993’te Frankfurt Yazarlar Vakfı ödülünü aldıktan tiyatroların dikkatini çekmeye başladım. Oyunlarımın bu kadar yankı yapması bence , büyük ölçüde yarattığım yapay dilden kaynaklanıyor. Oyunlarım her yönüyle ekstrem, gözüpek ve günlük yaşam gerçeklerinden uzak. Bu yönüyle diğer genç yazarların oyunlarından ayrılıyor. Benim oyunlarım kelimenin tam anlamıyla özgün diye nitelendirilebilir.

 

Seni hep Werner Schwab’la kıyaslıyorlar?

 

             Ben Schwab’tan çok farklı yazıyorum, ancak tipik eleştirmen hastalığı beni hep bu kategoriye sokuyor. Hatta bir keresinde bana şöyle demişlerdi: Harika. Schwab öldü, şimdi yeni bir Schwab geldi. Korkunç bir şey bu. Schwab’ı çok severim. Ama benim dil denemelerim çok farklı kulvarda. Beni ilgilendiren, bilinçli olanla bilinçli olmayanı bir arada barındıran sözlerin müzikalitesi ve tasvir gücü.

 

 

Peki ya Elfriede Jelinek’le karşılaştırılmana ne diyorsun?

 

             Bu benim için büyük bir onur. Ama yine de ben başkalarıyla aynı kefeye konmak istemiyorum. Aslında kıyaslanmalara filan karşı değilim ama, böylece benim orijinalliğimden kuşkuya düştüklerini ve beni böyle etiketlendirdikleri izlenimi veriyor bana. Benim kendine özgü bir dilim var. Tabii ki bu da oyundan oyuna farklılık gösteriyor. Ayrıca genç olduğum için bir yığın farklı şeyi denemekten kaçınmıyorum.

 

Her üç oyununun da teması da “aile”.

 

              Evet, ama aslında benim asıl ilgimi çeken aile değil. Oyunlarımda genel toplum düzenini ele almaktan çekindiğim için aileyi ele alıyorum. Devletin çekirdeği olarak aileyi. Böylece küçükten yola çıkarak daha büyük olanı tasvir edebiliyorum. Ailede dünya hala düzenlidir. Erkekler istila eder ve kızlık bozar, kadınlar kendilerini doğurganlık güçlerine göre tanımlar, kilise güçlülerin yanında yer alır ve çocuklar da olup biteni kabullenir. Konforlarından vazgeçmeyen, isyan etmeyen, otoriteye bağlı uyuşuk refah cesetleri bunlar. Çoktan aşıldığına inanılan toplumsal yapılar hala varlığını sürdürüyor. Ama buna rağmen bilinçlenmede bir gelişim yok. Bu çok tuhaf.

 

 

Bu oyunda otobiyografik bölümler var mı? Sen proleter bir aileden geliyorsun. Buna rağmen oyunların büyük burjuva çevresinde geçiyor.

 

              Kendi hayatımı sahneye taşımak aslına bakarsan bana pek zevk vermiyor. Belki de büyük burjuvaya el atarak kendimi korumuş oluyorum.

 

Bu oyunun temalarından biri de eşcinsellik. Sen de eşcinsel olduğunu açıkça söylüyorsun. Oyunda yazdıklarında kendi eşcinsel tecrübelerinden yararlandın mı?

 

                Hayır. “Torun İstiyorum” bir eşcinsel oyunu değil, cinsel rolleri ele alan bir oyun. Ben takıntılı biçimde cinsellikle uğraşıyorum. Eşcinsellikse bunun sadece bir bölümü, ama birçok saptamanın yapılabileceği bir bölümü. Ben oyunda çizdiğim eşcinselle hiçbir açıdan benzerlik taşımıyorum.Ben toplumsal yaşamda hem öfkeli, ama aynı zamanda kendine güvensiz biriyim. Bu karşıt özelliklerimden ve özdeşleşme imkanlarının eksikliğinden kendime bir işlev yükleme arzusu doğdu. Beni asıl ilgilendiren, bir insanın sistemin dışına çıkması için neler olmalı, sorusuna cevap aramaktı.

 

Oyunlarında anne karakteri hep odak noktasında yer alıyor. Neden?

 

                 Ben sempatik olmayan sempati duyuyorum: Annelere. Onlar her şeyi içeri alan ve ister istemez yeniden dış dünyaya yayan dipsiz birer fıçı gibiler: Gerçekleşememiş düşleri, umutsuzlukları, fanatiklikleri,fanilikle savaşlarıyla anneler.

 

Provalarda bu oyunun sahnede çok iyi işlerlik kazandığını gördük. Dilin çok tetral.

 

                Büyük bir şans. Okunduğunda oyunlarımın dili çok karmaşıkmış gibi geliyor. Ama sahnede rahatlıkla anlaşılabiliyor. Ben görsel ağırlıklı düşünürüm ve yazdığım sahneleri gözümde canlandırırım.Örneğin metinde 5 sayfa boyunca sözü olmayan bir karakterin neler yapacağını düşünürüm. Aynı zamanda dramaturg olarak da çalıştığım için tiyatroyu başka yönlerden görme şansına sahibim.Bu da oyunlarımı etkiliyor tabii.

 

Sen, kendi estetik bakışlarıyla tiyatroyu reddeden bir çok genç yazardan çok farklısın.

 

                 Eğer insan tiyatro kurallarını çiğneyecekse, önce bu kuralları çok iyi öğrenmeli. Benim gözümde zanaat çok önemli. Bir oyun neden iyi kurulu olmasın ki? Tabii bende yeni biçim ve estetiklerin peşindeyim. Ama bunlar tiyatroya uygun olmalı.

 

Sanki oyunlarında geleneksel dramaturji varmış gibi konuşuyorsun.

 

                 Tabii ki yok. Ama özel bir Jonigk dramaturjisi de yok. Neyse ki yazdığım üç oyun da birbirinden çok farklı. “Torun İstiyorum” bulvar komedisi öğeleri taşıyor. Ama bu daha çok oyunun anlatı yapısını kesintiye uğratan espri ve gerilimi sağlayan farklı dilinden kaynaklanıyor.

 

Bu oyunu komedi olarak mı niteliyorsun?

 

                   Ben komik olmak ve insanları eğlendirmek istiyorum. Bunun yüzeysellikle bir ilgisi yok. Çünkü eğlence de derin, anlamlı ve ürkütücü olabilir. Yarattığım her karakter beni eğlendiriyor. En uç noktasına kadar ekstrem karakterler çiziyorum, öyle ekstrem ki bunlar, sonunda çok normal oldukları ortaya çıkıyor.Ve bu da tehlikeli bir nokta. Oyun kişilerinin mutlaka bir gerçekliği, derinliği olmalı. Onları tiplere indirgemek çok kolay. Ben ütopya sunmuyorum, ama her oyun kişisinin içinde birkaç saniyeliğine de olsa ortaya çıkıveren ütopik yanlar bulunuyor.

 

Eğlendirmek istiyorsun. Ama aynı zamanda uyarıcı da olmak istiyorsun, öyle mi?

 

                    Evet. Özellikle tepki uyandırmak istiyorum. En kötüsü tepki göstermeyen seyirci. Sıkıntıyla alkışlanacağıma yuhalanmayı tercih ederim.Ben yazdıklarımı politik olarak değerlendiriyorum. Ama büyük toplumsal öneriler ortaya atmaktansa bir mikrokozmozdan dışarı doğru yazmayı seviyorum. Bence tiyatro televizyondan farklı olduğunu göstermek için özel bir yapaylık barındırmalı. Böylece televizyona kıyasla biraz daha güç anlaşılır olabilir.Bir fikrin birden ortaya çıkışı, enine boyuna tartışılıp sıkan bir düşünceden daha iyi kavrar seyirciyi. An’lar çok önemli benim için. Ve bu an’lar tiyatroda çok açıkca ortaya konabiliyor. Bir keresinde bir yönetmen, tiyatronun, sinema gibi geleceği hedeflemediği, yalnızca şimdi’yi yansttığı için geleneksel olduğunu söylemişti. Bu bana çok çekici geliyor. Tiyatro bedene ve duyulara dayalı bir sanat, bu yüzden zamanın peşinden koşmasına gerek yok. Gerçek, anların içinde yatar. Tiyatronun durağanlıktaki bu ısrarını, kapitalist sistemin sürekli üretmek ve tüketmek isteğine bir karşı koyuş olarak da görebiliriz. Tiyatro belki toplumu doğrudan değiştirmez, ama bazı konularda gözünü açabilir. Donald Bartholme bir keresinde şöyle demişti: “Babalık, kesin onaylanmamışsa, bu kuşakta en azından reddedilebiliyor.” Bu da tiyatro ve toplum bağlamında az şey değildir.

 

Schauspiel Bonn Tiyatrosu’nda ilk kez sahnelenen “Torun İstiyorum” oyununun broşüründen, Ekim 1994, Söyleşiyi yapan Irma Dohn, çeviren Sibel Arslan Yeşilay

 

 


26.09.2016 - Pazartesi

 

 

AİLEMİZİN YAZARI: THOMAS JONIGK

Sibel Arslan Yeşilay

 

 

Almanya’da uzunca bir süredir öfkeli genç yazarlar bekleniyordu, yazdıklarıyla skandallar yaratacak ve umut vaat edecek yazarlar. Tam bu dönemde ortaya çıktı Thomas Jonigk ve henüz 28 yaşındayken, üç oyun yazmış çiçeği burnunda yazar olarak iki önemli ödül birden kazandı. Oyunları Köln, Bonn ve Viyana’da neredeyse eşzamanlı olarak sahnelendi. Dergilerde gazetelerde hakkında uzun uzun yazılar yazıldı.

 

Almanya’nın en prestijli tiyatro dergisi “Theater Heute” onu 1995’de “Yılın Genç Oyun Yazarı” seçti. “Torun İstiyorum” adlı oyunuyla hem Goethe Özendirme Ödülü , hem de Drama Logue En İyi Yabancı Oyun ödülünü aldı. Almanca konuşulan ülkelerin yanı sıra Fransa, Hollanda, Rusya, ABD ve Filipinler’de sahnelenen “Torun İstiyorum”, Jonigk’in en çok sahnelenen oyunu.

 

1966 doğumlu genç yazar, ilk oyunu “Gökkubbede Batan Kan Kırmızı Güneşler”den başlayarak , “Rottweiler”, “Failler” ve “Torun İstiyorum”da küçük burjuva ailesinin oturma odasına sürüklüyor bizleri. Dehşetin, vahşetin, her türlü toplumsal baskının, iktidar savaşlarının yapıldığı mobilyalı bir savaş meydanına. Bu savaş meydanında hangi mekanizmaların işlediğinin altını iyice çiziyor. Jonigk’in oyunları, küçük burjuvanın en küçük birimi olan ailenin deformasyonlarını karikatürize eden zehir gibi birer fars.

Komedi öğeleri taşıyan eğlenceli oyunlarında ele aldığı konular pek eğlenceli değil, hatta zaman zaman kimi seyircinin ve eleştirmenin dayanma sınırlarını aşan , ‘aile içi cinsel şiddet’ gibi görmezden gelinen konuları provoke edici biçimde sahne üzerine taşıyor. 2000 yılında Mülheim Tiyatro Günleri isimli festivale davet edilen “Failler” oyunu sırasında, bir babanın kızına tecavüz ettiği sahne oynanırken birkaç seyircinin sinirlenerek çıktığına tanık olmuştum. Bu tam da Jonigk’in beklentilerine uygun bir tepkiydi. Jonigk, yazdığı oyunlarında kullandığı dil ve biçimiyle seyirciyi tepki vermeye itmek isteyen bir yazar. Toplumsal eleştiriyi kara komediyle ortaya koyuyor. Aileyi eleştiren oyunlarıyla izleyiciyi eğlendirirken bilinçli bir biçimde yüzeysellikle flört eden yazarın içerdiği derinlik, bu görünürdeki yüzeyselliğin altında yatıyor.

 

 

“Gökkubbede Batan Kan Kırmızı Güneşler” de anne-baba-çocuk klişesini unufak eder. Oyun ilk defa 1994’te Köln’de sahnelendiğinde Jonigk rejiden memnun kalmıştı:” Seyircinin konuşmalarından duyduğum kadarıyla, oyunun bazı noktalarını çok iğrenç bulmuşlardı. Bunu aktarabildiğine göre, bence başarılı bir reji.”

“Rottweiler” oyununda ise yıllardır süren sorunlu bir ana-kız ilişkisini ele alarak, aileyi neo faşizmin kalesi olarak çizer. Oyun aynı zamanda cinsiyetler ve kuşaklar arasındaki savaşı ele alır.

“Failler”, son yılların en tartışmalı konularından aile içi cinsel şiddet konusunu ele alır. Baba Erwin kızı Petra’ya yıllardır cinsel şiddet uygular. Annesi bildiği halde , görmezlikten gelir. Magda oğlu Paul’la ilişki kurar. ama oğlanın imdat çığlıklarını duyan olmaz. İki çocuğun ortak kaderi onları maruz kaldıkları aile içi cinsel tacize karşı çıkmaya iter. Thomas Jonigk Petra ile Paul’un içinde bulundukları durumdan ve ailelerinden kurtulmak için verdikleri savaştan, şaşırtıcı bir şekilde komedi malzemesi çıkararak toplumumuzun faillerden oluşan bir toplum olduğunu gösteriyor. İntiharı bile başaramayan çaresiz kurbanlarla yaptıklarını bir marifetmiş gibi açık yüreklilikle kutlayan failler, iktidar yapılarının ilişkileri içinde hicvediliyor.

 

 

Oyunlarında cinsellik, amaca giden yolda bir araç olarak bol bol kullanılıyor. Jonigk’e göre cinsellik “toplumun temelinde olup bitenlerin yansıtıldığı bir ayna”dır. Yazarın dünyasında erkekler cinsel iktidarlarıyla kendilerini gösterirler. Oyun kişilerinden biri şöyle der:” Kadın görünce ereksiyon olurum. Görmeyince de.” Tohum üreticisi ve dünyanın hakimi erkekler karşısında , kadınlar kendilerinin ikinci sınıf varlık olduklarının farkında ve bundan rahatsız olmayan doğum makineleridir. Onun çizdiği aile dünyasında babalar silahları sürekli ereksiyon olan savaşçılardır. Anneler ise varlık nedenleri dünyaya çocuk getirmek ve düzeni korumak olan değersiz canlılardır. Bu yüzden anneler, çocuklarına hükmeden, onları ezen, onlara suçluluk duyguları aşılayan ve bitmek tükenmek bilmeyen istekleriyle hayatı zindan eden birer canavardır.

 

 

Thomas Jonigk’in oyunlarındaki en belirleyici özellik kendine özgü dili. Günlük yaşamda kullandığımız dilden uzak, deyimlerle, kelime oyunlarıyla, ses benzeşmeleriyle tıka basa dolu, yer yer derin anlamlı, yer yer de anlamsızlığın doruklarında gezinen bir yapay dil bu..

Oyunları baştan aşağı söz oyunları, çelişkiler, tumturaklı sözlerle dolu. Kelimeler tekrarlanıyor, eğilip bükülüyor. Dile yaptığı bu müdahalelerle Jonigk, bir yandan eğlendirirken bir yandan da oyun kişilerinin birbirleriyle konuşmayı beceremediklerini gösteriyor.

 

 


24.09.2016 - Cumartesi

 

Nazi Tıbbî Deneyleri

II. Dünya Savaşı sırasında, bir grup Alman doktor toplama kamplarındaki binlerce esir üzerinde, onların rızasını almaksızın acı veren ve genellikle ölümle sonuçlanan deneyler yaptı.

 

Üçüncü Reich döneminde yürütülen etik dışı tıbbî deneyler üç kategoriye ayrılabilir. İlk kategori Mihver ordularının askerî personelinin sağ kalmasını kolaylaştırmayı hedefleyen deneylerden oluşur. Dachau'da, Alman Hava Kuvvetleri’nden ve Alman Havacılık Deney Enstitüsü'nden doktorlar düşük irtifa odalarını kullanarak, zarar gören uçaklardan personelin atlayabileceği üst sınırı bulmak için yüksek irtifa deneyleri yaptı. Bilim adamları hipotermi için etkili bir tedavi yöntemi bulmak amacıyla esirleri kullanarak sözde dondurma deneyleri yürüttü. Ayrıca deniz suyunun içilebilmesine ilişkin çeşitli yöntemleri denemek için de esirlerden faydalandılar.

 

İkinci kategori ise, Alman askerî ve işgalci personelinin sahada karşılaştıkları yaralanma ve hastalıklara çare bulmak için ilaçların ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ve denenmesini kapsıyordu. Alman toplama kampları Sachsenhausen, Dachau, Natzweiler, Buchenwald ve Nuengamma'da, biliminsanları sıtma, tifüs, tüberküloz, sarı humma ve bulaşıcı hepatit de dahil olmak üzere, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve tedavisine yönelik bağışıklık sistemi bileşenleri ve sera deneyleri yaptı. Ravensbrueck kampı kemik greflemesi deneyleri ve kısa zaman önce geliştirilen sülfa (sülfanilamid) ilaçlarının etkinliğinin denendiği yerdi. Natzweiler ve Sachsenhausen'de ise, esirler olası antidotların test etmek adına fosgen ve zehirli hardal gazına maruz bırakıldı.

 

Tıbbî deneylerin üçüncü kategorisi ise Nazi dünya görüşünün ırkî ve ideolojik öğretilerini ilerletmek için yapıldı. Bu deneylerin en ünlüsü, Auschwitz'deki Josef Mengele'nin yaptığı deneydir. Mengele ikizler üzerinde tıbbî deneyler yürütmüştür. Ayrıca Werner Fishcher'in Sachsenhausen'de yaptığı gibi, farklı “ırkların” bulaşıcı hastalıklara nasıl tepki verdiğini belirlemek için Roman (Çingeneler) üzerinde serolojik deneyler yaptı. Strasbourg Universitesi'nden August Hirt'in araştırması da “Yahudilerin ırksal anlamda aşağılık” olduğu gerçeğini ortaya koymayı hedefledi.

 

Nazilerin ırkla ilgili hedeflerinde ilerleme kaydetmeyi amaçlayan diğer korkunç deneyler ise öncelikle Auschwitz ve Ravensbrueck'te yapılan bir dizi kısırlaştırma deneyidir. Bu kamplarda bilim adamları esirlerin üzerinde Yahudilerin, Romanların ve Nazilerin ırksal ya da genetik açılardan istenmediğine kanaat getirdiği diğer grupların etkin ve masrafsız bir şekilde toplu kısırlaştırılmasını sağlamak amacıyla birçok yöntem denedi. - www.ushmm.org

 

 


23.09.2016 - Cuma

 

Büyük salonda prova için topladık. Geleneksel prova öncesi laflamaları bugün biraz uzun sürdü. Sanki birbirimize anlatmamız gereken konular için toplanmışız gibi bir hava var. Herkesin enerjisi pozitif yönde. Ka, Chiviyazıları Yayınları’ndan Dışarıdan Düşünmek adlı kitabı aldırmak için stajyerlerden birini yayınevine yolluyor. Reberto Zucco oyunu için de okunması gerektiğini düşündüğünden bir tane de Hülya’ya hediye ediyor. Kitaplar, muhabbetler derken provaya başlıyoruz. İkinci perdeyi bir defa baştan sona çalışıyoruz. Ardından sadece ezber geçerek tekrar çalışıyoruz.

 

Bugün Bülent’in doğum gününü sürpriz bir şekilde kutladık. Hatta sürpriz olmasına o kadar dikkat ettik ki, doğum gününün geçmesini de bir kaç gün bekledik. Bülent, ‘’iyi ki doğdun Bülent’ bağrışmaları eşliğinde pastayı görünce, önce bugün benim doğum günüm değil ısrarı olduysa da, daha sonra kendisini de ikna ederek doğum gününü kutladık.

 

İyi ki doğdun Bülent.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 


22.09.2016 - Perşembe

 

Prömiyere bir hafta kaldı. Küçük ayrıntılar, ufak düzeltmeler, sürekli tekrarlar, güzel bir prova döneminin büyük bir kısmını geride bırakmanın verdiği güç ve kuvvet, prömiyere yaklaşmanın verdiği heyecan. Birbiriyle neredeyse yeni tanışmış bir ekip olarak moda sahnesi’nin 4. yılındaki 14. oyununu sahnelemeye neredeyse hazırız. Bu aynı zamanda moda sahnesi’ndeki üçüncü Alman yazarın oyunu. Dördüncüsü de gelecek.

 

 

Tüm oyunun önce ezberini, sonra akışını aldık. Tam kadroyuz. Ezberler tamam. Dekor ve malzemelerin son rötuşları yapılıyor. İlk hafta oyunlarının biletleri şimdiden bitti. Heyecanı arttırıyor bu. Dev bir dekor yaptı Bengi Günay. Üzerine de çeşitli şeyler çizdi, çiziyor. Işıklar ve efektler hazır.

 

 

Ahsen, schaubühne’de Hamlet ve 3. Richard rollerini oynayan Lars Eidinger’in bir röportajını Türkçe’ye çevirdi. Oradan bir bölüm:

 

“...Bazı insanlar oyunculuk tekniklerini anlatırken, ortada bir “karakter” olduğunu söyler. Ben mümkün olduğunca karaktere yakın olmayı deniyorum. Benim çalıştığım metot tamamen farklı çünkü ben karakteri kendimden çıkartmayı/yumurtlamayı deniyorum. Yani karakter zaten içimde. Kendimi bir kukla oynatıcısı olarak görüyorum. Yani karakteri bir kukla olarak kollarıma alıyorum ve onu seyirciye gösteriyorum. Ama odağı, o rolü “oynadığıma” çekmek istiyorum. Oyunbazlık çok önemli bir şey benim için. Bence bu daha hakiki. Bir başkasına dönüşmek koca bir yalan. Hiç bir başkasına dönüşmedim...’’

 

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 


21.09.2016 - Çarşamba

 

Yalnızlık oyunu:

 

Gelin Adayı’nın doğurma isteğinin altındaki hayata tutunma, yalnız kalmama isteği hakkında açıklamalar yaptı Ka. Faşizmin de tam olarak hayatın bu yoksunluklarına tutunduğunu tekrar hatırlattık kendimize.

 

“Tanıdık bedenler, birbirlerinin faaliyetinden oluşan bedenler bir araya gelirse devrim olabilir. Buradaki karakterlerde sevinç yok. Keder üretiyor. Birleşmeleri olanaksız.”

 

“Grotesk, insan olmaya davet eder. Tanrısallığa giden tacı büker ve soytarı yapar. Çirkini ve güzeli yan yana getirir. Beraber yaşatır.”

-

 

“”Feminizm, evet, bazılarının gayet sinik bir ifadeyle söyledikleri gibi, bir “yatak odası siyaseti”dir. “Kişisel olan politiktir” demek, modernitenin ve modern siyasetin unutturduğu bu eski bilgiyi hatırlatmak demektir bir anlamda: yatak odası, siyasi bir yerdir. Bu son derece radikal sözün içeriği o korkunç “sağduyu” ile hafifletilerek kadın hakları savunuculuğunun şiarına da dönüştürülebilir elbette: Kocandan yediğin dayak senin kişisel sorunun değildir, toplumsal bir sorundur; tıpkı göç, yoksulluk, eğitimsizlik gibi. Demek ki bu toplumsal sorunun çözümü için toplumsal aktörlerin devreye girmesi gerekir: gelsin sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları, sosyal sorumluluk projeleri, biraz devlet de yardım eder tabii, işte buyrun, kadın sorunlarının çözümü! Fazlasıyla basitleştirerek dikkat çekmek istediğim bu yaklaşım, isterseniz ona “sağduyulu feminizm” diyelim, politik ile toplumsal arasındaki farkı silerek feminizmi kadın hakları savunuculuğuna indirger. Öyle bir feminizm için kimse nefret ideolojisi falan demez tabii ki, tersine, birlik ve beraberlik için biçilmiş kaftandır.”” Aksu Bora - Çirkin Bir Nefret İdeolojisi Olarak Feminizm, Birikim Dergisi

-

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 


20.09.2016 - Salı

 

İkinci perdenin akışı ile provaya başladık. Caner bugünlük aramızda değil. Anne ve Gelin Adayı’nın ortaklıkları, ortak noktaları, hayatı anlama biçimlerindeki benzerliklerle ilgili Ka fikirlerini belirtti. Oyunun dili üzerine konuşurken “yeni Türkçe” hakkında biraz lafladık.

 

18 dakika ara.

 

Yukarıda okuduğunuz, fikir sahibi olduğunuz muhabbetli, açıklamalı ikinci perde akışının ardından bu sefer aynı bölümü kesmeden oynama kararı verdik. Gelin Adayı’na karşı olan söylemlerin inciticiliğini ve kırıcılığını konuştuk. Diğer karakterlerin, gelin adayının sevmedikleri ve uygun görmedikleri özelliklerini, nasıl bir şekilde dile getirdiklerini anlamaya çalıştık. Anladığınız üzere yine kesmeli, açıklamalı bir akış oldu.

 

Ezber pekiştirmenin en son yolu, mucizevi buluş karanlıkta ezber ile provaya devam ettik. 1 ayda ezberlerinizden kurtulun.

 

“Sermaye, emeği kedere sürükleyebildiği oranda tepkiselleştirirken, tepkiselleştirebildiği oranda da kedere sürüklemektedir. Sermaye tarafından gücünden, yapabileceklerinden, kendi farkını olumlamasının neşesinden ayrılmış olan emek, kederini sermayeye yönlendirdiğinde hınca, kendine yönlendirdiği oranda ise çileciliğe batar. Hıncı onu etkinlikten uzaklaştırıp daha da tepkiselleştirirken, çileciliği ise onu hiçlik istencinin dibine, artık hiçbir şey yapmamayı isteyecek derecede bir istenç hiçliğine sürükler.” -Gücün yeni bir imgesi: Marx, Nietzsche ve Spinoza, www.otonomdergisi.org

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Bir vodvil cümlesi: Aman tanrım Rahip geldi.

 

 


19.09.2016 - Pazartesi

 

 

Saat 11.30’da Ahsen ve Hülya, örnek bir davranış gösterip erken gelerek ısınmaya başladılar.12.30’da,Caner hariç tüm ekip büyük salonda hazır halde.Bir arada olabildiğimiz günlerin hangileri olduğunu belirledik.İkinci perdeyi hatırlamak için provaya başladık.Ahsen,Caner’i markeliyor.Arada durup sahneler ve roller hakkında konuşuyoruz.Gelin adayının oyundaki ironi oluşturan durumu hakkında tekrar bir tartışmaya girişiyoruz.Caner Cindoruk da aramıza katılıyor.

 

Rahip üzerine:

Rahip’in sınırlarda yaşamış hayatınıkonuşuyoruz.Normal ve sıradan, bir yaşamışlığı olmadığıkonusunda hemfikiriz.İlişkilerindeki karmaşıklığın karakterinin oluşumundaki etkilerini inceliyoruz.

 

Ara.

 

Oyunda sürekligeçen “normallik” üzerine açıklamalar yapıyor Ka.Faşizm ile normallik arasındaki ilişki hakkında konuşuyoruz.

 

Anne’nin egemenliğe duyduğu arzuyu ve bunun sonucunda oluşan paradokslarıhakkında çıkarımlarda bulunmaya çalışıyoruz.

 

Provayı bu şekilde sürekli tekrar ederek ve oyunun bize sunduğu anlamları irdeleyerek bitiriyoruz.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 


18.09.2016 - Pazar

 

İkinci perdeden itibaren provaya başladık. Anne’nin hırsı ile burjuva adabının arasındaki sıkışmışlığının duygusunu konuştuk.

 

“Grotesk, iki farklı sahici duygunun birbirine geçişlilik halidir.”

 

Anne’nin davranışlarını belirleyen sınıfsal kurallar nedeniyle, dili serbestçe kullanamamasını, bu nedenle dil kullanımının nasıl bir farklılaşmaya uğradığını açıkladı Ka.

 

-Son kelimelere vurgu-

 

Faşizm-hijyen ilişkisi üzerine, Anne’nin lafları üzerinden örnekler bulduk. Oyundaki anları, ilişkileri, oynama biçimini tekrar anlamaya çalıştık. Gerçek gibi anlarsak tiyatronun anlamının kaçabileceğini, oyunun bize sunduğu oynama biçimini kaybetmememiz gerektiği konusunda anlaştık.

 

Gelin adayı ve Oğul üzerine, ikisinin de sosyoloji okuması özelinde Ka, aynı alanda eğitim görmelerine rağmen çözümlemelerin farkı olduğunu ve bu farklılığın doğurdukları durumlar hakkında açıklamalar yaptı.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Ka: (Aslı’ya) Senin üzerinden ironi oluşturuluyor. İroninin odağı sensin.

Caner: Abi ben olayım ya.

 

*

 

Nazan: Dün, anlamadıklarımı sormak için Kemal’i aradım.

Ka: Ben de açmadım.

 

*

 

Ka: Aslı bugün aramızda ama değil gibi.

 

*

 

Ka: Lanet olsun size bu gerçekçiliği öğretenlere. Dali’ye sormuyorsak, tiyatroya da gerçekçiliği soramayız.

 

*

 

Bkz: Protokol, burjuvazi

Söz: Nazar, manzarayı oluşturur.

 

 


16.09.2016 - Cuma

 

İkinci perdenin çalışmasına başladık. Ellerde tekst yok. Ka, karakterlere ürettirdikleri anlamda sorun olmadığını, ancak oyunu oynama alışkanlığının, akışkanlığının gelişmesi gerektiğini söyledi. Hep birlikte çalışmamızın gerekliliğinden bahsettik.

 

Türkiyeli kadınlarla, Avrupalı kadınlar arasındaki, yazarın bize örneklediği kadın figürü üzerinden, benzerlikleri ve farklılıkları konuştuk.

 

Başarının sürekli olarak, ancak erkeğin özelinde olabileceğini gösteren bir dünyada yaşayan ve bunu kabullenmiş karakterlerin durumlarını irdeledik.

 

“Rahip ile Anne’nin, Baba hakkındaki konuşmalarında buldukları ortaklık Baba’nın kendisi olsa da etkileşimleri tamamen birbirine zıt. Ancak bu ortaklık onları birleştirmeye yetiyor.”

 

Günün sonunda oyununun akışını aldık ve sonunda kısaca akış üzerine konuştuk. Bir grup izleyicinin de olduğu akış sonrası, seyirci ile buluşunca oyunun farklılaşan durumlarını, seyirci ile etkileşim halinin nasıl olduğu hakkında fikirlerimizi belirttik.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Ka: Bugün 20 kişi gelecek akışı izlemeye.

Aslı: Şaka değil mi?

Ka: Şaka, şaka. Ruhen seni rahatlatacaksa eğer şaka.

 

 


15.09.2016 - Perşembe

 

‘’Aile, her aile yalıtımın yoğunlaşmış hali demektir.’’ G. Stein

 

 

Bugün ısınma çalışmasını Ka önderliğinde yapıyoruz. Ekip 30 dakikada bitti. Hemen ardından, neredeyse ara vermeden, Bengi Günay’ın çizimlerini neredeyse bitirdiği dekorunun önünde ikinci perdeyi çalışmaya başladık. Anne’nin sahneden çıkışına kadar çalıştık. Ardından yine Anne’nin sahneden çıkışına kadar, bu sefer 4 kere hızlandırılmış, adeta pazar sabahı çizgi film kuşağı hızında tekrar çalıştık.

 

 

Ara.

 

‘‘ Baktığımız her hayat bize mutsuz gibi gelir, oysa yaşanan her hayat eğlencelidir ve öyle olmaya devam eder.‘‘ G.Stein

 

Sabah aramızda olmayan Yeşim Hanım, prova arasında, Münir ve Nazan ile koreografi çalışmak için aramıza katıldı.

 

Erkeği besleyen kadının ideolojisinin çöküşü hakkında konuştuk. Oyundaki “aile fikri”nin Naziliğe giden yolunu irdeledik.

 

Aileye katılıp, aileyi büyütmek: Naziliğe destek fikri.

 

Küçük bölümler halinde sürekli tekrarlarla provaya devam ettik. Günün sonunda, dekorlu, ışıklı ve kostümlü ilk akışımızı aldık.

 

“Şimdiden çocuk odamda beraber geçireceğimiz vakti iple çekiyorum. Aile rolü oynayacağız ve birlikte yok olmaya karar vereceğiz. Bakalım, sonra neler olacak.” Thomas Jonigk

 

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Bir kelime bükücü olarak Caner Cindoruk:

1-Nazan değmesin

2-Allah Nazan’dan saklasın.

 

*

Nazan: Burada bu hareketi yapalım mı?

Ka: Bu hareketten zürriyeti anlamadım.

Münircan: Bence şimdi yapın, sonra atılır zaten.

 

 

 


14.09.2016 - Çarşamba

 

Güne, birbirlerinin yaptıklarını taklit etmekten sakınmayan ve taklit edilmesinden rahatsız olmayan oyuncuların, ısınma ve ses çalışmalarıyla başladık. Ekip tam kadro büyük salonda. Ka’nın, provalarda istediğinizi yapabilirsinizden, oyunun ve karakterin sınırları içinde istediğinizi yapabilirsinize döndüğü evredeyiz. Trafiği yoğun ve biraz karışık olan alkol-pamuk-kompres sahnesini, trafiği iyice oturana kadar tekrar tekrar çalıştık. İkinci perdeyi çalışırken, tüm karakterlerin örtmeye çalıştıkları yalnızlıkları hakkında Ka bazı açıklamalar yaptı. Karakterlerin sürekli bu yalnızlıklarını örtmek üzerine bir performans halinde olduğunu, bir tek Oğul’un bununla yüzleşebildiğini anlattı.

 

Anne’nin performansı:

Derinlerde yatan problemleri/problemlerini, gün yüzüne çıkmamaları için sürekli kapatmaya çalışır bir halde yaşıyor.

 

Oyuncu ile rol arasındaki geçişler.

 

Oyundaki sınırları net olmayan, belirsiz oyuncu-rol geçişleri hakkında konuştuk. Sınırları belli olmayan, her an iki tarafa da dâhil oyuncunun kendisi ile yaptığı rol arasındaki ilişkisini anlamaya çalıştık.

 

Provaya ezberi zor olan bölümleri sürekli tekrar ederek devam ettik. Son olarak neredeyse artikülâsyonsuz bir hızda ezber alarak provayı bitirdik.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

(bu kadar çalıştıktan sonra kesin bir mola veririz düşüncesinin kafalarda oluştuğu bir an)

Nazan: Nasıl sigara içmek istiyorum var ya.

Ka: No.

 

*

(bir Torun İstiyorum klasiği)

Nazan: Ne diyorum?

Ahsen: Elimden geleni…

Nazan: Dur biliyorum.

 

 


13.09.2016 - Salı

 

Yeşim önderliğinde ısınma ve kondisyon çalışmalarına başladık. Sandalye kapmaca ile köşe kapmaca arasında gidip gelen bir oyun oynattı Yeşim. Nazan, oyundaki üstün eforunu küçük bir sakatlıkla taçlandırdıktan sonra sahne çalışmasına geçtik. Bülent bugünlük yok. Ahsen onu markeliyor. İkinci perdeyi hızlı bir şekilde, ezber hatırlayarak çalışıyoruz.

 

Ezber yapmakta zorlanıyor musunuz? Bir türlü repliğinizin tam yerini öğrenemediniz mi? Kelimeleri biliyor ancak doğru yerde kullanmakta güçlük mü çekiyorsunuz? Size bir önerimiz var: Karanlıkta ezber. Her prova döneminin organik bölümlerinden biri olan karanlıkta ezber çalışması ile siz de artık kısa sürede ezber yapabilirsiniz.

 

Hülya ve Aslı’yı uğurlayıp birinci perdenin çalışmasına geçiyoruz.

Bir anne sözü: Meymenetsiz.

-

“…Daha çocukken erkekleri reddederdim. Babaları duygusuz, körleşmiş, konuşamayan varlıklar olarak görmüş ve onları pek sevememiştim. Başka deyişle: çocukluğun tek amacı erkek adam olmak olamaz. Baba olmak durumu; aile, kilise, siyaset gibi bölümlerde yönetici olacak bir erkek neslini devam ettirmek, kendi resmine benzeyen insanlar yaratmak olamaz. Donald Barthelme şöyle demiş: ‘’Babalık yok edilemez, ama kararlılıkla reddedilebilir bir şeydir.’’ Ama nasıl olacak bu? Gay olup, dünyaya çocuk getirmemek yeterli olamaz. Dişi tarafa geçmek mi, iyi feminist olmak mı ya da kendi kimliğimi hiçe saymak mı?

 

Hayır.

 

Hiç kimse hayatı boyunca çocuk odasında kalamaz.

Babasının çalışma odasında da…” Thomas Jonigk

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Nazan: Bir daha alalım mı burayı? Buradaki oyun halini tam kestiremedim.

Ka: Güzel oynadın işte. Biri kötü mü dedi.

 

 


12.09.2016 - Pazartesi

 

İkinci perdenin çalışmasına dev dekorumuz ve marke kıyafetlerimizle başladık. Rahip’in girişine kadar hızlıca sahnenin provasını aldık.

 

Anne – Gelin adayı ilişkisi: “Anne gelin adayını sevmedi. Orta sınıf, doğurgan değil, millete uygun değil. Sınıfsal olarak bu aileye uymuyor. Zorunlu bir sevgi gösterisi var. “

 

Klaus’un, Anne ile arasındaki ilişkide sürdürdüğü vücut dili ile Norma ile arasındaki ilişkide kullandığı vücut dilinin farklılıklarını ve keskin değişimlerini konuştuk.

 

Sare geldi, ara verdik.

 

Ara dönüşü Bülent artık sahne sırasının ona geldiğini düşünerek sahneye doğru net bir hamle yapsa da Ka, ikinci perdenin girişinin tekrar çalışılmasını istedi. Rahip’in girişine kadar tekrar çalışıp, oyunumuzun afişine bakma arası verdik. Ethem Onur Bilgiç yaptı afişi. Kendisine teşekkür ediyoruz. Yazının sonunda diğer işlerini görmeniz için kişisel web sitesinin linkini göreceksiniz.

 

Ritim olmazsa oyun da olmaz.

 

Rahip’in girdiği yerden çalışmaya devam ettik. Ka, sahnede birbirlerini çok iyi dinlemelerini, ritmin bu şekilde oluşacağını ve oyunun ancak bu ritim ile mümkün olabileceğini anlattı. Ritimle gelecek/oluşacak formun oyun için elzem olduğunu konuştuk.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Ka: Biz, Ofelya’ya (tabutuna) ne güzel itaat yazmışız. Helal olsun bize.

 

*

 

Duyma biçimleri:

1-Ka: Çok güzel. (es) Bir de duyalım.

2-Ka: Anlatma heyecanı iyi. Ama bir de duyalım.

 

*

 

Anne/Nazan: Annelik!

Ahsen:..liliğimi mi kullanayım.

 

*

 

Rahip/Bülent: Evlilik en büyük sünnettir!

Nazan: Saadettir o.

 

*

 

Nazan: Biliyorum Ahsenciğim eksik söyledim ama şimdi kesemeyeceğim oyunumu… ya da keseyim.

 

*

 

Ethem Onur Bilgiç: http://www.ethemonur.com/

 

 

 

 


09.09.2016 - Cuma

 

Saat 12.00’de Münir ve Nazan, Yeşim ile dans çalışmaya başladılar. Vals. Ardından diğer birinci perdede rolü olan oyuncular da salona geldi. Yarım saatlik bir sohbetin ardından sahne çalışmaya başladık. Bugün dekorlu ilk prova günümüz. Dekorumuz geldi. Dekor. Bu denli bahsedilecek kadar büyük bir dekor geldi. Bengi Günay’ın moda sahnesi dekor yapmıyor diyenlere, moda sahnesi yine dekor yapmamış dedirteceği şekilde tasarladığı dekorumuz geldi.

 

İlk iki sahneyi iki kez oynadık. Bu süreçte bol bol durup karakterler ve oyun dünyası üzerine konuştuk.

 

Ara.

 

Anne-Rahip sahnesi ile provaya devam ettik. İkisinin de büyük performansçılar olduğunu konuştuk. Oyunda Oğul dışında ‘kendi’ olan kimsenin olmadığı ve diğer karakterlerin yapay performansları hakkında açıklamalar yaptı Ka.

 

 

“Oyunda herkes kendince birşeyleri unutmaya çalıştığını dile getiriyor. Hepsi birşeylerin üstünü kapatmak istiyor. Kimse yüzleşmek istemiyor.”

 

 

Klaus-Oğul sahnesi: Oğulun ironik ve endirekt diline karşın, Klaus’un “straight” –düz ve direkt dili.

‘’İkisi başka dünyadalar bu anlamda. Oğul’un sinik bir tavırla abisine sorduğu “Peki bir erkek nasıl erkek olur?” sorusunu Klaus bu yüzden ciddiye alır, çünkü sorudaki ironi, sorunun aslında soru amacı taşımadığını göremeyecek kadar düzdür.’’

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 

 


08.09.2016 - Perşembe

 

Münir, Nazan ve Bülent ile birinci perdenin provasına başlıyoruz. Nazan, Hitler ile ilgili izlediği bir videodan bahsediyor bize. Hitler’in vücut dili neler söylüyor, bu bilgiyi kendi rolüne nasıl boyutlandırabilir bunları konuşuyoruz.

 

Birinci ve ikinci sahneyi birkaç defa tekrar ettikten sonra çay molası veriyoruz. Bu arada Bülent’e de veda edip onun için provanın bugünlük bittiği haberini veriyoruz.

 

Çay ve simit arası.

 

Ara dönüşü anne ve oğulun birinci perdenin finalindeki sahnesini çalışıyoruz. Annenin bir cümlesine aklımıza epeyce takılıyor ve üzerine uzun bir konuşmaya başlıyoruz. Annenin bir gay olarak oğlunu ve diğer tüm heteroseksüel olmayanları aslında zevk alamayan, özgürlüğünü kaybetmiş kişiler olarak tanımladığı sonucuna varıyoruz.

 

Annenin özgürlük paradoksu: Anne için özgürlük, topluma dahil olmak ya da toplumun beklentilerini yerine getirmek.

 

Bir anne cümlesi: Özgürlüğünü kötüye kullanıyorsun.

 

Zevk ve Eğlence:

 

Eğlence ve zevk arasında politik bir ayrım var. Eğlence iktidarın temel araçlarından biridir. Faşist yönetimlerde hep büyük bir eğlence görürsünüz. Eğlence daha dışsal vakitseldir. Zevkise bireyseldir, daha derinliklidir.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Anne: Zevk sohbetleri bana oldum olası yük gibi gelmiştir. Bu yüzden ben eğlenceli olmayı tercih ettim.

Ka: Anne zevki bulsaymış, insan olurmuş.

 

 

 


07.09.2016 - Çarşamba

 

Oportünist bir cümle: ‘’Karşı gelmek her zaman suç sayılmaz.”

 

Bugün kondisyon çalışması yok. Nazan ve Münircan dans ve kavga sahnelerinin koreografisini çalışıyorlar. Yaklaşık bir saat süren bu çalışmanın ardından Caner de aramıza katılıyor ve birinci sahnenin provasına geçiyoruz.

 

Ara.

 

Sahneyi bir boy daha büyüterek artık oyunu oynayacağımız büyüklüğe getirdik.

 

Birinci perdede Ka’nın aklına takılan bir cümleyi, orijinal tekstten de yardım alarak başka bir şekle evrilttik. Suflöz’ün olduğu yere bilgisayar ve diğer gerekli ekipmanları kurarak bazı efektler ve müzikler vermeye başladık.

 

Oyunun çevirmeni Sibel Arslan Yeşilay’ın oyunla ilgili 2008 yılında sitesinde yazdığı bir açıklama var. Oradan bir alıntı:

“Sana bir kız buldum!” diye sevinçle bildirir anne oğluna. Epeydir oğluna bir aile kurması için baskı yapmaktadır. Delikanlı boşuna bir sürü bahane sıralar evlenmemek için. Sonunda köşeye sıkışınca dilinin altındaki baklayı çıkarır: “ Senin küçük erkeğin küçük erkekler yapmayacak. Çünkü o erkeklerden hoşlanıyor.”

 

Yine de oğlunu anne-baba-çocuk kutsal üçgenine dahil etmek için elinden geleni yapar anne. Hafif silahlarla donanmış olarak savaşır iki taraf. Delikanlı hem annesiyle savaşır, hem de abisiyle, sosyoloji öğrencisi şişman gelin adayıyla ve onun nemfoman teyzesi ve rahiple. Kurbanlar ve cellatları hakkında bir oyun değil bu. Yalnızca, biri sistemin dışına çıktığında neler olur, sorusunu ironik bir dille irdeliyor.

 

Tamamı için:http://www.sibelarslanyesilay.com/?p=210

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 


06.09.2016 - Salı

 

 

Provaya kondisyon çalışması ile başladık. Dünkü çalışmalarda biraz yıpranan Nazan, bugün kondisyon çalışmasında bizlerle değil ancak sahne çalışmalarına başlamadan önce aramıza katılacak. İkinci perdeyi çalışmaya başlayalım diyoruz. Ancak geleneksel prova öncesi konuşmaları sebebiyle yaklaşık yarım saattir ikinci perde ile ilgili konuşuyoruz. Oyunun ezber bozan dili hakkında tekrar konu açılıyor. Oyunun, şekspiryen yanları hakkında Ka bazı açıklamalarda bulunuyor. Bülent bunun, anarko-şekspiryen olarak anılması gerektiği hakkında bir fikir ortaya atıyor. Türk solu gibi bir anda dağılmayalım diye, konuyu her karakterin kendine has dili olduğu konusuna getiriyoruz. Bu liberal açılımla birlikte ikinci perdenin ezberini hatırlamak için hızlıca oynamaya başlıyoruz.

 

Küçük bir ara.

 

Oyunun başını çalışmak için Nazan ve Münircan sahnede. Yazarın açtığı yoldan giderken, güzel güzel yeni şeyler buluyoruz. Daha önce bulduklarımızı pekiştiriyoruz. Araya kadar bu şekilde devam ettik.

 

İyi bir prova olduğuna dair ortak bir algı oluştu. Bu kenetlenme duygusu ile ara veriyoruz.

 

Ara.

 

Rahip ve Anne sahnesinin çalışmalarına başlıyoruz. Önceki provalarda Bülent’in, Oğul’un repliklerinden yola çıkarak bu karakterin diplomatik bir tavrı olduğu tespiti Ka tarafından, üzerine başka dayanaklar da eklenerek kabul görüyor. Rahip ve Anne sahnesi de ara öncesi provalar gibi iyi bir şekilde tamamlanıyor.

 

İki kardeş sahnesi.

 

Geçen hafta tam bir günü ayırdığımız bu sahneyi bugün gün sonuna bırakıyoruz. Yaptıklarımızı tekrar ediyoruz. Küçük ama etkili bazı yönelimler veriyor Ka. Bunları da ekleye ekleye yola devam ediyoruz. Klaus’un tiradındaki zaman ve nesne değişimleri hakkında konuşuyoruz. Güzel bir prova gününü de bu şekilde bitirmiş oluyoruz.

 

Not: modasahnesi.tumblr.com sayfamıza yeni bilgiler ekledik. Meraklısına.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Nazan/Anne: Hangi kutsal bıçak.

Ahsen: Kanlı bıçak.

Nazan: Biliyorum.

 

 

 

 


05.09.2016 - Pazartesi

 

Tam kadro kondisyon ve ses çalışmamızı yaptık. Birinci sahneyi tekstler olmadan çalışmaya başladık. Sahnede rolü olmayan oyuncular yine sahnenin iki tarafında oturuyordu. Ka, onları ezber yapmaları için kulise yolladı. Araya kadar Münir Can ve Nazan ile ilk sahnenin provasını ayrıntılı bir şekilde aldık. Ka oyunculara, onlara anlamlı gelen kelimeleri vurgulu söyleyerek oynamalarını istedi.

 

Anne’nin Oğul’u yetiştirme şeklini anlatırken kullandığı kavramların sertliği hakkında konuştuk.

 

Bu kavramlar jilet ve kola idi.

 

Ara.

 

Dostluk antlaşması: Bir mesafenin işareti.

 

İkinci perdeyi çalışmaya başladık. Ka, karakterler arasındaki mesafeler, bu mesafeleri kuruş şekilleri ve toplumun farklı kesimlerinden kişilerin iletişim biçimleri hakkında açıklamalarda bulundu. Oyundaki karakterlerin kadın tanımlaması üzerine konuştuk.

 

Bir faşizm cümlesi: “Büyük bütünün mutluluğu, küçük adamın doğurtabilirliğinde saklı.”

 

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Nazan Kesal ile ezber alıyoruz.

1- Nazan: Neydi? Dur biliyorum!

2- Nazan: Laf ne? Söyleme.

 

 

 


02.09.2016 - Cuma

 

Ahsen, Aslı, Caner ve Münir Can ile kondisyon çalışmasına başladık. Nazan ve Hülya’nın da aramıza katılması ile birinci sahnenin akışını hızlı bir şekilde aldık. Bülent henüz aramızda olmadığı için Rahip sahnesini atladık. Hızlıca birinci perdeyi geçtikten sonra, bu defa daha ayrıntılı olarak şu ana kadar kararını verdiğimiz sahne durumlarını hatırlayarak tekrar çalıştık.

 

Ara.

 

Yemek arası sonrası Nazan ve Münir Can, diğerlerinden yarım saat önce salona inip Yeşim’in önderliğinde dans çalıştılar. Ara dönüşü Bülent de bizlerle olduğu için tüm kadro ikinci perdenin çalışmasına geçtik. İkinci perdeyi çalışırken, genel anlamda yardımcı sanat yönetmenimiz yar. doç. Onur Ünsal da bizlerleydi. Aşağıda fotoğrafına görebilirsiniz. İkinci perdede şimdiye kadar yaptıklarımızı hatırlamaya çalışarak tamamını prova ettik. Ardından ikinci perdeyi dört kat hızlandırılmış bir biçimde tekrar aldık. Karakterlerin yüzeylik problemlerini, derinleşememelerini ve derinleşmeleri halinde, şu an yaşadıkları hayatları neden yaşayamayacaklarını konuştuk. Ka, Maria hakkında bazı açıklamalarda bulundu. Evlilik ve çocuk isteğinin temelinde neler olabileceğini açıkladı.

 

Kahve, çay arası.

 

Kahveler, çaylar içildikten sonra İrfan Varlı prova fotoğrafları çekmeye geldi. Bu fotoğrafları zaman zaman, oyunla ilgili başka bilgilerle birlikte sosyal medya hesaplarımızda görebilirsiniz. Onları da aşağıda paylaşacağım. Çok eğlenceli ve tüm dersler kitabı tadında bir de tumblr hesabımız var. Aşağıda.

 

Provayı diğer günlere göre 30 dakika erken bitirdik. Ka gelecek bir gün bu 30 dakikayı kullanacağının garantisini verdi.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Sosyal

FB: modasahnesi11

İnstagram: modasahnesi

twitter: modasahnesi

tumblr: modasahnesi.tumblr.com

 

 


01.09.2016 - Perşembe

 

Saat 13.20’de büyük salona indik. Bugün sadece Münir Can ve Caner var. Onların birinci perdedeki sahnelerini çalışıyoruz. Kısa bir çalışma olacak.

 

Hemen orgazm olan erkeklik durumu:

 

Çalışmaya geçmeden önce Klaus’u tanımlamaya çalıştık. Söylediklerinden yola çıkarak karakteri ve beden kullanımı hakkında konuştuk. Erkek egemenliği, üremeyi önemseyen-hazzı önemsemeyen kültürü Klaus üzerinden tanımladık.

 

Zevk değil erkeklik gösterisi: Klaus’un konuşma esnasında tüm örnekleri hayvanlardan seçmesinin nedenlerini açıkladı Ka. Haz alma durumunun insanın kurgulayabileceği bir düzeye erişemediğine karar verdik Klaus’un. Üreme dili ile konuşuyor, haz yok.

 

Bu konuşmaların sonrasında sahneyi de biraz çalıştık. Birkaç defa sahneyi baştan sona prova aldık. Başka kimseler olmadığı için rahat rahat, ayrıntılı bir şekilde prova aldıktan sonra provayı bitirdik.

 

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 


30.08.2016 - Salı

 

Bugün kondisyon çalışması yok. Direkt olarak sahne provasına başlıyoruz. Anne-Oğul-Klaus üçlüsünün sahnesini tekrar tekrar ve tekrar çalıştık. Başa döndük tekrar çalıştık. Sonra Klaus’u (Caner) kulisine uğurladık ve devamındaki Anne-Oğul sahnesini yine tekrarlı bir şekilde çalıştık. Ardından Ka ve Caner’in şeftali yeme seansına katılmak için sahnedekiler de ara verdiler.

 

Şeftali arası.

 

Bu oyunun kadrosunda Çağlar Yalçınkaya olmadığı için şeftaliler prova sonuna kadar bitmeden hayatlarına devam edebiliyorlar.

 

Anne-Oğul sahnesini çalışırken paraya-sermayeye bağlanarak yaşamanın sonuçlarını konuştuk ve sahneyi bu bilgileri aklımızda tutarak çalışmaya devam ettik. Bu sahnede Oğul’un anneye içini döktüğü bölümde, Oğul ve Anne’nin hangi duygularda olduğunu, aynı şeyi mi yoksa farklı amaçlarla başka şeyleri mi düşündüklerini anlamaya çalıştık.

 

Ara.

 

Bülent de aramıza katıldı. Birinci perdenin tamamını çalışacak duruma geldik. Biz de birinci perdeyi çalıştık. Hatta akışını bile aldık. Geçen hafta çoğunlukla ikinci perdeyi çalıştığımız için, birinci perde ile ilgili büyük bir unutma olmuş mudur, endişemiz vardı. Ancak güzel bir şekilde, ilk hafta yaptıklarımızı hatırlayarak provamızı yaptık.

 

Prova sonrası Yeşim geldi. Münircan ve Nazan, Anne ve Oğul’un oyundaki vals sahnesini Yeşim ile çalıştılar. Tekrar tekrar.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Nazan: Kemal bir şey yapıyoruz, bakmıyorsun ama.

Ka: Ben bakıyorum merak etmeyin

Nazan: Ne yaptık öyleyse?

Ka: Sen çantanı işaret ettin Caner de getirdi.

Nazan: Arkanda gözün mü var senin?

Ka: Ses diye bir şey var. Çok güzel bir şey.

 

*

Nazan: Neydi laf?

Ahsen: Senin yetiştiril….

Nazan: Dur, biliyorum.

 

*

Ka: Ben provaların yarısını izlemem ama dinlerim.

 

 

 

 

 


29.08.2016 - Pazartesi

 

Sevgili prova notları takipçileri fark etmiş olabilir, geçen cuma prova yapmadık. Ancak o gün bazı konuklarımız vardı ve bizle çok güzel bir çalışma yaptılar. Kekeça beden perküsyonu ekibinden Timuçin Gürer, Gökçe Güray, Ayşe Akarsu Güray ve Özgü Bulut bizlerleydi. Torun İstiyorum ekibi ve diğer oyunlardan da isteyen oyuncuların katıldığı tüm gün süren çok eğlenceli bir çalışma yaptık. Kekeça grubu hakkında daha ayrıntılı bilgi için yazının sonunda bir link bulabilirsiniz.

 

-

Bugün küçük bir ekiple kondisyon çalışmamıza devam ettik. Nazan, Hülya ve Caner’in katılamadığı bu kondisyon çalışmamız az kişiydi belki ama içlerindeki istek ve azim hiç de az değildi. Evet.

 

Nazan ve Münircan ile ilk sahneyi çalıştık. Geçen hafta yaptıklarımızı da hatırlamaya çalışarak, ki çok az şey unutulmuştu, sahneyi, marke eşyaların yardımıyla tekrar tekrar çalıştık.

 

Ara.

 

Güne başka bir ikili çalışma ile devam ettik. Rahip ve Anne. Önce güzel bir ezber geçtik. Yazarın “enteresan” dil kullanımı konusunda oyuncularla konuştuk. Oyunculara zaman zaman garip gelen bu dil kullanımının yazarın bilerek yaptığını ve bunların nedenlerini açıkladı Ka. Rahip – Anne ilişkisi ile Rahip- Norma ilişkisi arasındaki benzerlikleri inceledik.

 

Anne-Oğul-Klaus üçlüsünün olduğu – tarihteki önemli üçlülerinden biri olabileceğine inanıyorum – sahneyi çalıştık. Nazilerin aile ve kürtaj politikaları hakkında, bu sahneyle ilişkili olabilecek durumları konuştuk. Kendimizi çok da uzak hissetmediğimiz bir konuydu.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Nazan: Gitme, gitme nereye gidiyorsun?

Bülent: E yakala.

 

*

(Her şeyin normal devam ettiğini sandığımız bir sahne çalışması esnasında)

Nazan: Bu arkamdan sarkan ne? Bir şey değilmiş..

Ka: Tam bu esnada Nazan Kesal delirirmiş.

 

*

Kekeça: www.kekeca.net

Bkz: Polonius

Söz: İti öldürme korkut.

 


25.08.2016 - Perşembe

 

11.00’de provaya başladık. Kondisyon çalışmasının ardından İkinci perdenin akışına geçtik. Bu zamana kadar yaptığımız her şeyi hatırlamaya çalışarak ikinci perdeyi hızlıca okuduk. Çok epik bir sahnemiz vardı, burayı Alman Milli Marşı eşliğinde çalıştık. Büyük bir duygu yoğunluğu eşliğinde bu sahnenin de provasını aldık.

 

Zaman zaman, yazarın kullandığı dil ile alakalı, oyunculara bazı uyarılarda bulunduk. Yazarın dili bükme ve kullanma şekli ile ilgili Berfin de orjinal tekstten yardımlarını sürdürdü. Tepeden tırnağa, bu, burjuva ailesinin dil ve beden kullanımları konusunda sık sık konuşmalar yaptık.

 

Ara.

 

Masa etrafında geçen sahneyi çalıştık. Bu esnada Bengi ve Ka, masa başta olmak üzere dekor ile ilgili ayrıntıları konuştular. Sahneyi çalışmaya devam etmeye çalışırken Nazan’ın beş dakikalık gülme krizi ile doğal gelişen bir mola gerçekleştirdik.

 

Gülme arası.

 

Tekrar aynı sahneyi çalışmaya başladık. Karakterlerin alttan alta yaptıkları faşizm övgülerini irdeledik. Suflöz ve diğer oyuncular arasındaki ilişkiden yola çıkarak, hiyerarşik yapıları, devlet ve disiplin konularını konuştuk. İkinci perdenin kesintisiz olarak baştan sona akışını alarak provayı bitirdik.

 

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Ka: İşte, cümlesini söyleyebildiğine sevinen oyuncu. ``İkinci haftada cümlemin tamamını söyleyebildim!``

 

*

Ka: Küçük bir hata yapmışız arkadaşlar... Yanlış oyunu seçmişiz. Yanlış tekst vermişler bize.

 

*

Nazan: Bir buçuk senedir bu kadar çok gülmemiştim.

 

 


24.08.2016 - Çarşamba

 

Gittikçe yoğunlaşan kondisyon çalışmalarıyla beraber sahne provalarının da ağırlığı yavaş yavaş artmaya başladı. Bugünkü kondisyon çalışmasının hemen ardından sahne çalışmasına geçtik. İkinci perdenin hızlı bir ezberini aldık.

 

Orta sınıf tiyatro eğlencesi biçimi.

 

Oyun içinde oyun oynamanın getirdiklerini, bizi nasıl yönlendireceğini konuştuk. Yazarın hikayesini anlatmak için seçtiği fars-vodvil formunun bize neler sağladığını ve bu hikayeyi neden bu şekilde anlatma yolunu seçmiş olabileceğini tartıştık.

 

“Arzu ediliyorum, o halde varım!”

 

Oyundaki ekonomi algısını, bunun dile yansımalarını, hayatı belirleyiş biçimini inceledik. Ka, sık sık dipnotlar geçmek için çalışmaları durdurdu. Başkasının aklına göre biçimlenmenin, orta sınıf yaşam tarzının, bize oyunu oynarken ne gibi seçenekler sunabileceğini düşündük. Tüm bu konuştuğumuz şeyler için çalışmaları durdurduğumuzda, her seferinde başa dönerek, konuştuklarımızı sahnede hemen denemeye çalıştık.

 

Ara.

 

İkinci perdenin ilk on altı sayfasını hiç kesmeden oynadık. Oyunun yemek masası etrafındaki geçen bölümü ayrıntılı bir şekilde – parantez içlerine tabii ki dikkat ederek- çalıştık. Buradaki oturma düzenini, buradan yola çıkarak aralarındaki ilişkinin nasıl gelişeceği ile ilgili provalar aldık.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 


23.08.2016 - Salı

 

 

Güne kondisyon ve ses çalışması ile başladık. LTI- Nasyonel Sosyalizmin Dili kitabının, Partenau, Fanatik, Cümle İşaretlerinin Kullanımı, Sınırların Silinişi ve İsimler bölümlerini, oyuncular, önemli buldukları noktaları 5 dakikalık sürelerle tüm ekiple paylaştılar.

 

Bölümlerden satırbaşları:

 

“Fanatik, esas itibarıyla, -kelimenin konumu fanum’dur, kudsiyet, tapınak-, dinsel cezbeye kapılmış, vecd halinde kasılmalarla malûl bir insandır.”

 

“Dışavurumcu kendinden yola çıkar, şeylerin iktidarını tanımaz, onlara kendi damgasını vurur, kendi iradesini dayatır.”

 

“LTI’nin dikkat çeken bir ünlem kullanımı yoktur; tersine, bu işareti gayet tasarruflu kullanıyor gibi görünür. Sanki her şeyi öyle doğallıkla bir çağrı veya nida olarak biçimlendiriyordur ki, bunun için özellikle bir cümle işaretine hacet yoktur.”

 

“Eski Ahit’ten isimler yasaktı: Hiçbir Alman çocuğunun adı Lea veya Sara olamazdı.”

 

Ara.

 

Mehmet Selçuk Bilge’nin Rotten adlı kısa filmini izledik.

 

“Herkes kendi yerini savunuyor. Herkes kendisinin fanatiği.”-

İkinci perdenin çalışmasına başladık. Ka, tekrar parantez içleri konusunda oyuncuları uyardı ve yazarın verdiği yönelimlere uyma konusunda hassas davranmalarını istedi. Giriş çıkışlara, ekibin sahnedeki olası yerlerine ve yer değiştirmelerine dikkat ederek çalışmaya devam ettik. Suflöz ve zaman algısı hakkında konuştuk. Suflöz’ün oyundaki varlığından yola çıkarak bunun bir tiyatro olduğunu bilerek oynamak üzerine konuştuk. Tekstten yavaş yavaş kopmaya/kurtulmaya başlamamız gerektiğine karar verdik.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

(Caner’in fiziksel olarak çok çekiştirildiği bir sahnede)

Ka: Caner’in yerine bir maket bulursak buraya çok daha rahat çalışabileceğiz.

 

*

Kitap: Fanatizm, AlbertoToscano - Metis Yayınları

Bkz: Heteroseksizm, Püriten

 

 


22.08.2016 - Pazartesi

 

İkinci haftanın ilk provasına başladık. Kondisyon ve koreografi çalışıyoruz. Ekip tam kadro sahnede. Bugün ses çalışmaya başladık. Onur Ünsal ekibe ses açma egzersizleri yaptırdı. Bundan sonraki zamanlarda ise bu görev Ahsen’e verildi. Geçen haftaki ödevlerden biri LTI – Nasyonal Sosyalizmin Dili kitabının okunmasıydı. Bugün, ilk yedi bölümden, oyuncuların her biri kendi çalıştıkları bölümü ekibe anlattı ve önemli buldukları noktaları açıkladılar. Ara öncesi son olarak Hülya, Bülent ve Aslı, karakterleri hakkında yazdıkları özgeçmişleri okudular.

 

Ara.

 

Bugün sadece oyunun girişindeki Anne-Oğul sahnesini çalıştık. Her kelimesinde durarak, üzerinde konuşup anlamaya çalışarak tekrar tekrar çalıştık. Ka, parantez içlerindeki uyarılara dikkat etmemiz gerektiği konusunda hepimizi uyardı. Oyuncuların şimdiden oradaki yönergeleri yaparak alışkanlık haline getirmelerini, asistanların da sürekli bu parantez içlerindeki uyarıları hatırlatmalarını istedi.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Ka: Cümlelerin sonuna da dikkat edelim. O son heceye saygı duyalım.

 

*

Nazan: Anneliğimin hamurunda dövdüm seni… Gir lafa… Anneliğimin hamurunda döveceğim şimdi seni!

 

Kitap: Paradigmanın iflası – Fikret Başkaya

Bkz: Fanatik/Fanatizm, Ulu Önder, Sinizm, Maestro, Mutterkreuz

Söz: Şecaat arz ederken merd-i Kıptî sirkatin söyler.

 

 


19.08.2016 - Cuma

 

İlk haftanın son provasındayız. Kondisyon ve koreografi çalışmamız artık epeyce ilerledi. Bugün bir konuğumuz var, Koç Üniversitesi’nden Sibel Karadağ bizimle, okuduğumuz kitaplarda karşılaştığımız terimleri ve oyunun ortaya koyduğu dertlerin, problemlerin kökeninin nerelerden geldiğini konuşmaya geldi. Yemeğe bir saat geç çıkmamızdan da anlaşılacağı üzere sohbet uzun, çok yararlı ve keyifli geçti. Sibel Karadağ şu sorulara ve konu başlıklarına açıklamalar getirdi:

 

Biyopolitika, orta sınıf, tek eşlilik, ötekileştirilenler, burjuvazi nedir, modernizm-modernite nedir, rönesans-reform, insan yeniden nasıl keşfedilecek, kent nüfusunun artması, yeni bir orta sınıfın oluşumu, aydınlanma, sekülerizm ve sekülerizm bağnazlığı, Frankfurt okulu, alt-üst ilişkisi, emeğe yabancılaşma, ulus devlet, totaliter rejimler, Nietzsche, dekonstrüksiyon, soy-kütük, cinsellik tarihi ve queer.

 

Ara.

 

Birinci perdeyi okumaya başladık. İlk on sayfanın duygusal ve fiziksel yönelimlerinin neler olduğunu Münircan ve Nazan anlattı. Ardından ilk sayfayı pantomim yaparak oynadılar. Bu ilk on sayfayı bir oyun süresi kadar çalıştık. Yine bu bölümden aşağı kalmayacak kadar da Rahip ve Klaus sahnelerini de çalışarak günü bitirdik.

 

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Ka: Bu tam bir zengin alışverişi. Biz de bir kere gitmiştik. Neydi o Bengi?

Macro-Center!

 

*

Caner: Norma beni ya.

 

*

Kitap: Hapishanenin Doğuşu – Michel Foucault, Cinsiyet Belası – Kırılgan Hayat – Judith Butler, Modernite ve Holocaust - Zygmunt Bauman

Film: Toprağın tuzu

Bkz: Vodvil.

 

 


18.08.2016 - Perşembe

 

Güne kondisyon çalışması ile başladık. Yeşim çalışmalarda yavaş yavaş vites arttırmaya başladı ama ekip şimdilik iyi gidiyor. Bugün SS subaylarından Doktor Joseph Mengele ile ilgili beş dakikalık bir video seyrettik.

 

İkinci perdeden itibaren sahne çalışmasına başladık. Ka, Ahsen’in oynadığı suflöz rolü ile ilgili oyunculara bir çalışma yaptırdı. Bu çalışmada sahnedeki oyuncuları, oyundaki repliklerini söylerken kendilerini etrafta dolaşıp onları dinleyen suflöze beğendirmeye çalıştılar. Onay almaya çalışarak, rolleri için önemli olduğunu düşündükleri kelimelere vurgu yaparak çalışmayı sürdürdüler. Yaptığımız bir diğer çalışma ise şarkı söyler gibi replikleri söyleyerek sahneleri çalışmak oldu. Bir ara çalışma uzun hava şeklinde devam etti. Ka, tüm oyunculuların sahnede olduğu ikinci perde için bu sefer oyunculardan çizgi film seslendirir gibi oynamalarını istedi. Bu şekilde ikinci perdeyi birçok defa farklı şekilde tekrar ederek çalıştık.

 

6.45 Yayınları'ndan bir torba hediye kitap ve dergi geldi. Dün oynanan oyunları kazananlar – Nazan, Ahsen, Bülent- gelen kitaplar arasından istedikleri kitapları seçtiler.

 

Yemek arası öncesi son çalışmamızı ise yoga hareketleri yaparak okuma provası şeklinde gerçekleştirdik.

 

Oğul hakkında biraz konuştuk. Berfin, yazarın oyun ile ilgili yazısında Oğul karakteri hakkında yazdıklarını aktardı. İkinci perdeyi, metronom eşliğinde yürüyerek ve tempolu bir şekilde okuduk. Seri konuşmaya, bunu yaparken anlamı, alt metni, duyguyu vererek bunu yapmaya alışmamız gerektiğini söyledi Ka.

 

Birbirini önemsemeyen kişilerin diyalogu: İletişim yok, alttan alta bir kavga var.

 

Stajyerler ile bir çalışma gerçekleştirdik. Stajyerlerin her biri, oyuncuların belinden tutarak, o konuşurken onu kendisine doğru çekmeye çalıştı. Biraz zorlanarak da olsa bu çalışmayı da başarıyla tamamladık.

 

Ka ekibe Charlie Chaplin’in The Great Dictator filmini izlemelerini söyledi.

 

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 

Nazan: Ben bu oyunun seyircisi olmayı çok istiyorum. Çok merak ediyorum ne hissederdim.

 

*

Ahsen: Gelin adayı, “yok öyle bir şey” derken kekeliyor.

Ka: Çünkü var öyle bir şey.

 

*

Bkz: Bakire Meryem, Magdalalı Meryem, Reich

 

 


17.08.2016 - Çarşamba

 

Güne kondisyon çalışması ile başladık. Ardından Hitler’in Kadınları adlı belgeseli izledik ve sahne çalışmasına geçtik. Anne-Oğul sahnesini farklı ses tonları deneyerek çalıştık. Ka, bu çalışma esnasında söyledikleri her cümlenin bedenlerinden geçmesini, bedenlerinde oluşturduğu değişimi göstererek oynamalarını istedi. Bu çalışmanın devamında Rahip’in olduğu sahneye geçtiğimizde, Bülent’in olağanüstü modern dans gösterisine dönüşen bu çalışma, Caner’in de sahneye girişi ile otantik ve batının gözüne sevimli görünecek bir halk dansına dönüştü. Anne- Oğul- Klaus sahnesi esnasında fonda vals müziği ve Hitler’in konuşmasını açtık ve sahneyi bu sesler eşliğinde çalıştık.

 

Ara.

 

Yemekler yendikten sonra, üzerimizdeki ağırlığı atmak için sandalye kapmaca oyunu oynadık. Oyunu ve dolayısıyla kitap ödülünü Nazan kazandı. Yoga hareketleri eşliğinde ikinci perdenin okumasına geçtik. Ardından aynı bölümü bu sefer farklı yürüme formları deneyerek çalıştık. Bu esnada Türk Tiyatrosu’nun önemli sahne dizilişlerinden biri olan tek sıra hali alınınca Ka, bu müjdeli durumu dile getirdi ve diğer önemli sahne dizilişimiz olan hilal şeklini de yakında göreceğimiz konusunda garanti verdi.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Bülent: Norma, beni yorma.

 

*

Bkz: Göbeklitepe, Bonobo

 


16.08.2016 - Salı

 

10.30’da neredeyse tüm ekip kondisyon çalışmasına başladık. Bugünlük Nazan Kesal bu çalışmaya katılmadı ama sonradan aramıza katılacak. Yeşim Coşkun önderliğinde kondisyon çalışmamızı bitirdikten sonra Hitler’in siyasi kariyerini merkeze alarak hayatının anlatıldığı Kavgam adlı belgeseli izledik. Bu bir paragraflık girişin ardından ara verdik.

 

Ara dönüşü oyuncular sabah yaptıkları çalışmalarının tekrarını yaptılar. Nazan’ın da aramıza katılmasıyla sahne çalışmasına geçtik. Ka artık oyuncuların sürekli sahnede olmasını, o esnada sahnesi olmayanların da sahne kenarlarında oturup provayı takip etmelerini istedi.

 

Ka haftaya pazartesiden itibaren herkesin bir bölümünü okuyup ekibe anlatacağı bir kitap ödevi verdi.

 

Kitap: LTI Nasyonel Sosyalizmin Dili - Victor Klemperer, Çeviri: Tanıl Bora, İletişim Yayınları.

 

Niye Söylüyorsun? / Nasıl Dinliyorsun? 
Sahne üzerinde yavaş yavaş okuma ve oynamaya başladık. Anne – Oğul, Klaus- Oğul, Rahip- Anne, olarak ikili şekilde başlayan çalışmalar esnasında Ka, bu roller arasındaki ilişkilerin nasıl olduğunu, bu ilişkilerin fiillerinin ne olabileceğini sordu. Oyuncuların sahne üzerinde yaptıklarına göre, rollerin yönelimlerinin ne olduğunu aktardılar.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

Ka: Herkes dışa bir şey gösterme çabasında. Toplumsal alan rollerle dolu ve bunu gösterme zorunluluğu oluşturuluyor.

 

*

Bkz: Cameraobscurametaforu, RobertoZucco,


15.08.2016 - Pazartesi

 

Ağustos’un neredeyse tam ortasında, moda sahnesi’nin büyük salonunda, yeni oyunumuz Torun İstiyorum’un ilk provasına saat 13.00’de başladık. Biz – asistanlar ve Ka (Kemal Aydoğan) prova başlamadan bir hafta önce oyun metni üzerinde bir çalışma yapmıştık. Tüm ekip toplandığımızda ilk olarak bunun hakkında ekibe bilgi verdik.

 

Ka: Berfin Almanya’dan geldi. Bizim Mesut Özil’imiz. Almanya’da doğmuş neredeyse.
Berfin: Doğdum.

 

Berfin’in doğma büyüme Alman olduğunu öğrendikten sonra, hem bunu hem de ilk provamızı kutlamak adına şampanya patlattık. Onur, Ulaş ve Ezgi de bu esnada ekibe başarı dilemek için aramıza katıldılar. Şampanyadan haklarına düşeni alıp gittiler.

 

28 Eylül’ü prömiyer tarihi olarak belirledik. Değiştirme hakları Ka’da olmak üzere şimdilik haftasonları prova yapmayacağımızı, hafta içi ise her gün kondisyon çalışması ile başlayıp, ardından Nazi dönemine ait, belgesel, müzik gibi çeşitli kaynakları hep birlikte izleyip/dinleyip üzerine konuşacağımız konusunda anlaştık. Bengi Günay dekor ve kostümlerle ilgili düşündüğü, tasarladığı fikirleri paylaştı. Ka oyunculara çeşitli ödevler de verdi: Her oyuncu kendi rolünü, ilgi alanlarının ne olabileceği, neleri sevip, sevmeyeceğini, hangi müziği dinleyip hangi filmi izlediği gibi sorulara cevap olacak şekilde tanıtacak bir yazı yazacak.

 

7 kişilik oyuncu kadrosu şöyle: Nazan Kesal, Hülya Gülşen, Caner Cindoruk, Münir Can Cindoruk, Bülent Çolak, Aslı Samat ve Ahsen Özercan.

 

Oyunun yazarı ise Thomas Jonigk.

 

FAŞİZME KARŞI BACAK OMUZA

 

 

Ka: Birbirimizi sevmeden olmaz. Sevmeden, buradan taksiyle Bostancı’ya gidemeyiz beraber.

*

 

Ka: Sosyalistti, anarşizmi anlamadı.

 

*

Film: Şarküteri

Kitap: François Rabelais ve Ortaçağ-Rönesans Halk Kültürü

Bkz: Valide, Devlet dili, Parodi