Maraton
PROVA NOTLARI
16.09.2018 - Pazar

2 günlük paydosumuza girmeden önceki son provamız. Bugün Tolga’nın kızı geldi, Defne.

Çocukların olduğu her yer yeşilleniyor. Babasını platform da dans ederken görmek onu heyecanlandırmış olmalı ki, ardından kendini tutamayıp o da kendini ortaya attı.

Finale kadar ki kısmın akışını yaptık bugün. Eksiklerimizi ve ihtiyaçlarımızı not ettik.

Yılmaz’a kırbaç dayanmadı,kırıldı. Aksesuar listesine 3 kırbaç daha eklendi.

İlke’nin dizi onu zorlasa da o asla bırakmıyor. Provayı güzel noktaladık. Mutlu ayrılabiliriz Hades’ten.

Günün kuğusu: Minik Defne

 


15.09.2018 - Cumartesi

Artık finale kitlenmiş durumdayız. Son sözümüz önemli ne de olsa. O yüzden de oyunun finaline gözümüzün bebeği gibi bakıyoruz. Anlaşılan o ki oyunun rotası doğru.

Final sürprizlerinden bahsetmiştik. Bugün o sürprizin çalışması yapıldı.

Günün dilemması: Zaman

 

 


14.09.2018 - Cuma

“Ambalajın içindeki sefillik”

Oyunu en güzel anlatan cümle bu olsa gerek. Bugün bu slogan üzerinden gittik. İlke ve Tolga’nın hayat verdikleri karakterlerin sefilliğinin toplumsal düzlemde nasıl bir ambalaj oluşturacağı merak konusu.

Yılmaz’ın oyuncağı geldi, kırbaç.

Derbilerde sansasyon ve provakasyon imgeleri çok önemli.

Sezgilerimizle yola çıktığımız oyun, yine bu sezgiler rehberliğinde bizi bile şaşırtarak ilerliyor.

Günün dili: Back to reality…

 


13.09.2018 - Perşembe

“Ölene kadar dans!” şiarıyla çıktığımız yolun sonuna yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Seyirciyle buluşmak için kıpırdanmalar başladı.

Isınmaların bile ritmi değişti. Herkes onca zorlu provaya, aylara rağmen daha dirençli ve istekli.

Final kısmını çalışmaya başladık. Birkaç sürprizimiz var.

Oyuna başladığımızda öngördüğümüz final, biçim değiştirdi. Süreç kendini belirliyor.

Yılmaz baya zayıfladı. Bunu her söylediğimizde keyfine diyecek yok.

İlke diyette. Yakında buhar olup uçacak.

Bugün de akış aldık. Zaman zaman akışı keserek eklemeler yaptık, yeni mizansenler ekledik.

Günün sözü: Zamanı yakala.

 

 


12.09.2018 - Çarşamba

Bugün güzel bir film önerisiyle başlıyoruz. Kustarıca’nın Yer altı filmi, dansın dışavurumsal etkisini arıyoruz ve bununla, toplumsal dramaturgiye bakıp, bugünün Türkiye’sinde kabul görme halini sorguluyoruz.

Oyunun biraz daha dişileşmeye ihtiyacı var önerisi geliyor yönetmenden. Bunun üzerine uzun bir söyleşiye giriyoruz. Oyun finaline bu bağlamda başka numaralar arıyoruz veee buluyoruz da

Dans- tiyatro- söz ve devinim ilişkisini kurmaya çalışıyoruz. Devinimin içkin tarafını güçlendirme amacımız var.

Günün adamı: Marko

 

 


09.09.2018 - Pazar

Pazar günü yollar boş oluyor. Sanırım provaya en rahat geldiğimiz gün olduğundan enerjimiz de bir başka oluyor. moda sahnesi’nin minnak bahçemsi köşelerinde çayımızı, kahvemizi yudumlayıp sohbetimizi ettikten sonra prova için aşağıya indik.

Sahne’deki provamız ısınmayla başladı. Provalar gittikçe hızlanıyor. Sona az kaldı.

Şimdiye kadar çalıştığımız bölümlerin akışı yapıldı. Işık, müzik ve aksesuarlar da işin içine girmeye başlayınca oyunun rengi daha da çeşitlendi.

Bugün, hepimizin mutlu ayrıldığı bir prova yaptık. Akışımız istediğimiz gibiydi.

 

Günün duygusu: Heyecan

 


09.09.2018 - Pazar

Provamız, İlke’nin warm-up çalışmasıyla başladı. Ardından, at teması üzerinden adım doğaçlamalarıyla devam ettik.

İlke ve Tolga’nın duvar performansını izledik. Ardından oyuna Yılmaz giriş yaptı. Atasözlerinden bir kolaj yaptık. “Gelin ata binmiş ya nasip demiş.”

 

Günün sloganları:

Kelimeleri ve cümleleri mekâna fırlatıyoruz.

Anlamla flört ediyoruz.

Uykusuzluk ve yorgunlukla birlikte zaman bükülmesi yaşıyoruz.

Seyirci dramaturgisinin kritikliğine inanıyoruz.

Tek bir anlamın kurgulanması değil, farklılıkların anlam bütünlüğünü sağlamayı hedefliyoruz.

 

 


08.09.2018 - Cumartesi

Bugün çalıştığımız bölümlerin oturması açısından küçük bir akış aldık. Oyun daha da şekilleniyor.

İlke’ye şarkı söyletme fikri hayata geçti sonunda. Uzun tatlı tartışmaların ve restleşmelerin ardından “Ben küçük değilim” sloganıyla şarkımız hazır.

Yılmaz atasözleri üzerine geniş bir araştırma yapmış. Oyunda kullanılır olanları seçiyoruz. Yılmaz’ın aktardığı şaşırtıcı bir bilgi: Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz atasözünün anlamı bildiğimiz gibi değilmiş. Ana, Bağdat yakınlarında bir yerin adıymış, yar ise uçurum anlamında. Tamamladığınızda ortaya yıllardır doğru bildiğimiz bir yanlışın gerçek hali çıkıyor.

Atasözleri, dans, şarkılar, koreografiler işliğindeki bu eğlenceli provayı da günün heybesine koyup yola devam ediyoruz…

Günün şarkısı: Mini minicik (yavru geyik)

 

 


06.09.2018 - Perşembe

Hafta içleri ilk saatlerimiz ısınma ve bölüm tekrarlarıyla geçiyor. Bu tekrarlar Büyük Salon’a geçtiğimizde işimizi daha da kolay hale getiriyor.

Tolga tam bir salatalık canavarı, her fırsatta salatalık tabağının başında bitiveriyor. Yılmaz gizli yıkımcı, tek seferde masayı yarılayabiliyor. İlke, aramızda iştahını en iyi dizginleyenlerden, Bedirhan Hoca detoks yapıyor. Limonlu naneli suyuyla sahneyi turluyor.

Bugün Yılmaz’ın, İlke ve Tolga’yla interaktif olduğu bölümlere ayrıntılı olarak yeniden bakıldı. Her provada ayrı bir malzeme çıkıyor. Oyun 3 saat olsa gideri var.

Günün sebzesi: Salatalık

 


05.09.2018 - Çarşamba

Stüdyo’nun dar alanda kısa paslaşmalı ortamında warm-up çalışmamızla provaya başladık. Ardından swing bölümleri tekrar edildi.

İlke’nin dizinde oluşan ufak rahatsızlık sebebiyle an an buz takviyeleri yapılarak çalışmalar ilerliyor.

Stüdyo’da yapılan ısınma ve tekrar çalışmasının ardından kısa bir ara verip diğer sahneye geçiş yapıyoruz.Burayı seviyoruz. Ambiyansı etkiliyor, daha da kolay adapte olmamızı sağlıyor.

Sayılı günler azalıyor. Prömiyere çok bir şey kalmadı. Heyecan gölge gibi takipte.

“Dalgalar” olarak adlandırdığımız kısım cepte. “Kısrak” bölümü iyice ayaklandı.

Günün Hayvanı: At

 

 


02.09.2018 - Pazar

Bugün Yılmaz ve Bedirhan Hoca’yla masa başı –dramaturgi- çalışması yapmak üzere Hades’in kucağında bir araya geldik. İlke ve Tolga bugün izinli.

Masa başı çalışmamızda oyunu bölümlere ayırdık. Her bölümün kendine münhasır bir ismi oldu. Bu bölümlerin ayrı alt metinleri oluşturuldu. Derbi süreleri hesaplandı. Adeta bir bilim insanı gibi çalışıyoruz. Çalışma esnasında enteresan bilgilere ulaştık. Dans maratonlarının tarihteki örnekleri akıl tutulması yaratacak cinsten.

Bir örnek paylaşalım. Fareli Köyün Kavalcısı’nı çoğumuz biliriz. Kurgusal düşündüğümüz bu masalın gerçekten alıntı olduğunu söylesek...

1237 yılında Almanya’da bir grup çocuk, bilinçleri tamamen kapalı bir şekilde, Erfurt’tan, Arnstadt’a geçit töreni düzenlemişler. Sebebi hala anlaşılamayan olay masalını da beraberinde getirmiş.

Günün Masalı: Fareli Köyün Kavalcısı

 

 


01.09.2018 - Cumartesi

Yeni bir ayın başlangıcıyla heyecan kazanı biraz daha ısınmaya başladı. Ekip coşkulu ve bir azimle çalışmaya devam ediyor.

Bir zaman telaşıdır aldı yönetmeni. Yapılmak istenen şey çok, oyun saati kısıtlı olunca “şuradan mı vazgeçsem, buradan mı kırpsam ama bura da bek datluydu” ikilemleri başladı.

Final sahnesine doğru yaklaştık. Ancak henüz oraya dokunmuyoruz. Bu zamana kadar çalışılan kısımların detaylarına bakılmaya başlandı artık. Nakış işleme zamanı.

Günün örgüsü: Selanik

 


30.08.2018 - Perşembe

MARATON

30 AĞUSTOS 2018

PROVA NOTU

Ekip sağ baştan sayınca tam, sol baştan sayınca eksik çıktı bugün.

Neyse ki eksiklerimizi de tamamlayıp üzerine datlu niyetine, Bedirhan Hoca’nın yavrusu Ezel’i de yanımıza katıp provaya başladık. Isınmayla başladık. Ekip pestil. Tatilin ardından dünkü yoğun prova tüm eklemleri sarhoş etmiş. Ardından bir soluklanma ve devamında yeni figürlerin çalışılmasıyla devam ettik. Sonra ara verdik.

Aranın ardından Maraton’un bölümleri üzerine detaylı çalışmalar yaptık. Örgütlü cehalet ve katıksız faşizm üzerine örneklemelerle kısa bir sohbet yürüttük. Günümüzde fenomen olmuş birtakım şahısların, alenen sergiledikleri rafine faşizm örnekleri üzerine konuştuk.

Okuyom ki ben sepetine eklediklerimiz:

-İyimser Olmayan Umut/Terry Eagleton

Ayakta uyuyanlar bizim için özel bir tema. Bu adı yerdiğimiz bölüme dair, 3’lü (Yılmaz-İlke-Tolga) bir doğaçlama yaptık.

Ayakta uyuyanlardan mısınız, ayak üstü uyutulanlardan mısınız? Yoksa uyanık kalıp, ya sabır çekenlerden misiniz?

Öznesini kaybetmiş eylemler arıyoruz oyun bölümlerinde.

 

 

 


29.08.2018 - Çarşamba

8 günlük bir aranın ardından maraton başladı. Ekip, tatilde heybesine bir dolu şey yükleyip gelmiş. Muhabbet koktu sahne. Ardından, İlke’nin warm-up çalışmasıyla başladık. Eee bedenler azcık unutmuş çalışmayı, “aylar, oflar, anamlar” havada uçuştu. Isınmanın ardından, swing adımları ve figürlerini hatırlamak için, bir tekrar çalışması yapıldı.

Danslarda aradığımız yerler, bir dış güç tarafından ele geçirilmişçesine dans etme hali. Belli olmayan kontrol.

Ultra manyak bir doğaçlama yaptık. Tüm uzuvlar birbirinden bağımsız, biri kak gidek diyor öbürü bok yeme otur diyo, doğacı.

Aranın ardından girişten itibaren akıtarak, aralarda keserek ve yeni eklemeler yaparak provaya devam ettik. Gözler kapalı koşu derbisi yapıldı. Ekip çığlık çığlığa

Hayat kısa Maraton ekibi uçuyoorrr.

Saat 20.00’den sonra müzisyen arkadaşımız Volkan geldi ve akışı izledi. Oyun müzikleri üzerine kısa bir toplantı yapıldı ve sen sağ ben selamet ama yarın yine göreşek diyerek provayı bitirdik.

Günün ısrarı: “İyi misin?”

 

 

 

 


19.08.2018 - Pazar

Bugün saat 16.00’da ısınma çalışmasıyla başladık. Daha bireysel takılmacaların olduğu bir ısınma, çalışma yapıyoruz. Yeni figürler üzerine çalışıldı.

Yılmaz, İlke ve Tolga üçlü gelip üçlü swing yapıyorlar.

Tolga’nın omzundaki sakatlıktan kaynaklı ağrıları hala devam ediyor.

Zamanı ve mekânı büküyoruz. Avangard, absürd, grotesk, epik, gerçekçi hepsi içiçe. Salvador Dali tablosu gibiyik.

Ayakta uyuyan hayvanları merak ettik. Elbette başı atlar çekiyor. Mirketlerin de ayakta uyuduklarına dair güçlü bir rivayet var.

Günün uykucusu: Yorumsuz.

 


16.08.2018 - Perşembe

Bugün saat 16.00’da ısınma çalışmasıyla başladık. Daha bireysel takılmacaların olduğu bir ısınma, çalışma yapıyoruz. Yeni figürler üzerine çalışıldı.

Yılmaz, İlke ve Tolga üçlü gelip üçlü swing yapıyorlar.

Tolga’nın omzundaki sakatlıktan kaynaklı ağrıları hala devam ediyor.

Zamanı ve mekânı büküyoruz. Avangard, absürd, grotesk, epik, gerçekçi hepsi içiçe. Salvador Dali tablosu gibiyik.

Ayakta uyuyan hayvanları merak ettik. Elbette başı atlar çekiyor. Mirketlerin de ayakta uyuduklarına dair güçlü bir rivayet var.

Günün uykucusu: Yorumsuz.

 

 


15.08.2018 - Çarşamba

Isınma çalışmasıyla başladık. Arada derede iki kelam da ettik.

Çocukluk hikâyelerimizi paylaştık. Yılmaz’ın anaokulu süreci akıllara zararmış. Sonra sohbet biraz daha biçim değiştirdi. Göz önünde olan insanların perde arkasında neler var sorusu fırtına estirdi.

Ara verdik. Aranın ardından salona geçiş.

Oyunun adı Maraton oldu.

Maratonun tarihçesi, M.Ö. 490 yılındaki Perslerle Atinalılar arasındaki savaş sonrası efsaneye kadar uzanır. Efsaneye göre savaş sonrası Philippides adlı bir asker Attika’daki Maratondan Atina’ya kadar koşmuş ve “Sevinin kazandık” dedikten sonra Atina’nın pazar yerinde ölmüştür(Brockhaus)Bu efsane Pindar’ adlı bir şairin abartılı şiirleriyle anlatılmıştır.

Bu dönemlerdeki uzun mesafe haberleşmesini antrenmanlı kişilerce yapılıyor olması ve M.Ö. 485-425 yılları arasında yaşamış olan “Tarihçilerin babası olarak sayılan “ Heredot’un bu konuda hiçbir şey yazmamış olması bu hikayenin Pindar tarafından dramatize edilmiş bir olay olduğunu desteklemektedir.

Maratondan Atina’ya yapıldığı iddia edilen bu koşu 19. Yüzyılın sonunda bir Fransız tarihçi tarafından ilk olimpiyatlarda (1896’da) yapılması teklif edilmiş ve teklifi kabul edilmiştir.

40.000 metrelik ilk maratonu S. Louis kazanmıştır.

Mesafesi sürekli değişen bu müsabaka, 1908 yılında startı, Windsor Park yakınlarındaki Kraliyet ailesinin sarayından White City Stadyumu’ndaki şeref locasının önüne kadar olan mesafe 26 İngiliz mili ve 385 yard , yani 42.195 m. tutuyordu.

1924 yılında bu mesafe tüm maraton müsabakaları için kabul edilmiştir (Koryürek,C -Brokhaus)

Günün mit konusu: Vurulan atların gölgesindeki insan suretleri.

 

 


14.08.2018 - Salı

Provaya, swing adımlarıyla ısınmamızı yaparak başladık. Yılmaz, İlke ve Tolga üçlü swing çalışıyorlar. Ortaya eğlenceli görüntüler çıkıyor.

Yeni figürlerle, ara ara zorlanarak, ara ara kıkırdayarak kafa göz yarmadan ilerliyoruz.

Dans maratonu ve dayanıklılık ikilisi arasında, yoğun kuramsal tartışmalar oluyor. Dayanıklılığın, zaman-mekan-olay üçleminde durduğu yer, karakterler açısından belirleyici ipuçları veriyor.

Günün sözü: İşleyen demir ışıldar.

 


10.08.2018 - Cuma

Güne, “doların!” burnu havadalığını konuşarak başladık Sahne tasarımı için niyet ettiğimiz materyaller dolar üzerinden satışa sunulduğundan, başlangıç epey şenlendirici oldu

Provaya, uykusuzluk ve yorgunluk halinin, beden de ve psikolojide yarattığı değişkenlikler üzerine kısa bir çalışmayla başladık.

Randy Gardner deneyi, ilginç bir bilgiydi.

Bu çılgın genç, -Guinness rekorlarına girecek- 11 gün uykusuz kalma deneyi yapıyor. Bu süre zarfında beden ve psikolojide meydana gelen farklılıklar arkadaşı tarafından not ediliyor. Bu bilgiler, mizahsen yaratma ve dramaturjik açıdan alt metin oluşturma noktasında işimize yarayacak.

“Uyur gezer” diye adlandırdığımız sahne üzerine yoğunlaştık bugünde. Trip bir sahne Herkesin aklını, içinde olduğu andan dışarı uçuruyor

Günün amacı: Karakterler üzerinden ütopik özlemler arıyoruz.

 

 


08.08.2018 - Çarşamba

4 günlük aranın ardından, provamız, biraz hasret giderme, biraz sohbet etmeyle başladı. Özele ve genele dair kısa bir muhabbet, içinde at kelimesi geçen atasözleri, program ayarlama veee çalışma başlar.

Ekip, önce warm-up (ısınma) çalışmasıyla başladı. Ardından İlke; Tolga ve Yılmaz’a adım, karakter yürüyüşü ve duruş çalışmaları yaptırdı. Provamızın ilk kısmı, horse adımları üzerinden ilerledi. İlgili videoları izledik ve oralardan deşifre yaparak, adımları, bedende organik bir hale getirmek için ter dökücü yoğun ve keyifli bir çalışma ilerlettik.

Ardından Tolga ve Yılmaz, Bedirhan Hoca’nın yönelimleriyle horse adımlarını biraz daha sertleştirerek, fiziksel devinim doğaçlamalarına devam ettiler.

Sare, (Kemal Abi’nin yavrusu) sürpriz yaptı.

Tek tek adımlar çalışıldı. Her karakterin yansımasına uygun müzikler eşliğinde, bireysel doğaçlamalar yapıldı.

Ara verdik.

Aranın ardından, İlke ve Tolga’nın “dalgalar” kısmıyla devam ettik.

Bedirhan Hoca: Tolga sen anteni olmayan kumandalı arabasın.

Tolga: Haa tamam, ben pek bi hayal edemedim ama tamam

Bedenlerin, kendini tamamen yerçekimine teslim ettiği kolektif ve bireysel, fiziksel aksiyon çalışması yaptık.

Günün Sözü: Yerçekimiyle flört etmek lazım!

 

 


03.08.2018 - Cuma

 

Güne, Opaz’ın roman havasıyla başladık. Ekip kurtlarını dökerek provaya hazırlanıyor.

Esneme-açma-germe çalışmaları artık rutine bindi. Ekip ısınıyor, yönetmen ney üflüyor. Enselerimiz serinliyor, yürek bir nebze terbiye olmaya niyetleniyor.

Yılmaz’ın karakteri üzerine güzel bir slogan bulundu: ‘Hümanist faşist’

Kemal Abi, Bengi ve Mine bugün provamızı ziyarete geldiler. Karakterlerin sosyolojik zeminlerinden yola çıkıp, toplumun geneli üzerine sohbet ettik.

Şu ana dek çalışılan kısma kadar bir akış aldık. Elbette henüz teknik donanımımız eksik ama ruhumuz, enerjimiz ve inancımız var.

Kafalar zehir. Akıştan sonra beyin cimciklemesi yaptık. Neler neler, ne fikirler, ne delilikler, ne uçuşlar, kaçışlar. Azizim, uzun lafın kısası bek gözel olacağa benzer.

 

Günün ütüsü: Sosyoloji mi psikolojiden çıktı, psikoloji mi sosyolojiden?

 


02.08.2018 - Perşembe

 

İlke’nin öncülüğünde ısınma-açma-germe (stretching) çalışmaları yapıldı. Ekip, bedenlerini uyandırdı bu çalışmalarla. Ardından dans deşifresi yapıldı. Charleston dans figürleri, videoların yardımıyla ekip tarafından tekrar edildi.

Bugün de, provaya Tolga’nın beyaz çorabı damgasını vurdu. Gittikçe öze yaklaşıyoruz.

Provalar daha da zorlaşıyor. Zorlaştıkça daha da çok araya ihtiyaç duyuluyor, ara verdik.

Aranın ardından, İlke ve Tolga’nın serbest salınımlarıyla devam ettik. Artık, bölüm çalışmaları başladı. Keserek, bölerek, parça parça çalışıyoruz. Bizi zorlayan anlarla artık daha sık karşılaşıyoruz. Duygular yerleştikçe, mizansenler de gerçekliğine kavuşuyor. İlke ve Tolga’nın karakterleri arasındaki bağ gittikçe sıkılaşıyor. Bugün geldiğimiz kısımdan biraz daha ileri gittik ve yeni mizansenler eklemeyi denedik.

Günün resmi: “Aboo, çok yorulduk ya la. Çok da iyi oldu, çok da güzel oldu.”

 


01.08.2018 - Çarşamba

Bugün provamıza mini bir akışla başladık. Sayılı gün geçtikçe, koreografiler, müzikler ve mizansenler daha da belirginleşmeye başlıyor. Güzel bir seyirlik hazırlanıyor.

Provamızın ilk kısmı, akış ve ardından sahnelerin üzerinde biraz eskiz çalışmalarıyla geçti. Tolga’nın sivri burun köseli ayakkabısı provaya damgasını vurdu. Figürleri daha net çıkarabilmek için ufak tefek kostümler kullanmaya başladık. Eklenen bu detaylar, oyuncuyu daha da havaya sokuyor.

Ara verdik. Bugün, moda sahnesi’nin önünde nefis bir rüzgar devinimi var. Pöfür pöfür pöfürlendik.

Aranın ardından, biraz masa başı çalışmasına yöneldik. Ekonomik kriz, ülkenin sınıfsal ve kültürel farklılıkları, toplumda öne çıkmış insanların kendi kazdıkları çukurlarla imtihanları vs üzerine sohbet ettik.

“Hakikat arayışı yolunda, büyü bozuculuk yapma isteğim var.” (yönetmen atasözü)

Bugün de Sisifos’u anlamadan edemedik. Neden devamlı Sisifos duvarına çarpıyoruz. Kim bu Sisifos, ne anlatıyor?

Sisifos (Sisyphus); Mitolojiye göre, tanrılar tarafından lanetlenip, cezaya çarptırılmış ilk insanoğludur.(Yeraltı Dünyasında sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkûm edilmiş bir kraldır.) Kahraman bilinçlidir. Her şeyin tükenmediğini, tüketilmediğini öğretir. “Alnına ne yazıldıysa o” saçmalığı kahramanın yolculuğu için geçerli değildir.

Ardından yine karakter arasındaki geçişler ve ilişkiler üzerine konuştuk. Sürprizler var.

Günün ipucu: Her Firavun kendi Musa’sını doğurur

 

 


13.07.2018 - Cuma

 

3. PROVA

İnsan İstanbul’da yaşıyorsa eğer, çoğu zaman kendini bir bilgisayar oyununun içinde gibi hissediyor.

Her birimiz, ulaşanın beş altın gibi ödüller kazandığı sığınağa geliyoruz. Nefes nefese, terin bulduğu her yüzeyden kendini kaydırdığı bedenlerle sahnenin duldasına gölgelerimizi yerleştiriyoruz. Sıcağın, kalabalığın, tahammülsüz insanların arasından, ortasından, berisinden üstesinden gelerek başladığımız prova, hepimize bir serinlik veriyor.

Karakterlere psikolojik ve sosyolojik derinlik kazandırma sohbetleri. Sohbetler, Bedirhan Hoca’nın bedeninde istila etkisi yaratıyor. Yerinde duramayan uzuvları, Büyük Salon’un her noktasında ona ayrı bir cümle kurduruyor. Ekip, takip ışığı gibi izliyor, dinliyor, gülümsüyor. “Anılardan anılara sallanan bahçe…” misali, her birimizin anıları karakterlere yeni hikâyeler eklemek için birbiriyle yarışıyor.

Oyundaki, duygu çeşitliliği ve yoğunluğu, disipline edilmeye çalışılan tüm düşünceleri deforme ediyor, baştan çıkarıyor, yüz üstü bırakıyor. Provalarda da bundan kaynaklı bir an diğerini tutmuyor. Of çektiren zaman, henüz kendi etrafında tam tur atmamışken kahkahaya evriliyor. İlke ve Tolga, platformun üzerinde boşluğa salınırken, Yılmaz sessizliğe iğne batırıp hepimizi dürtüyor.“ O jöte, bu jöte, şu jöte bülbüller öteee.” Diye İlke’ye takılıyor. Ambiyans yerlerde, İlke kahkahayla tepiniyor platformda. Gerçekliğin ayaz gibi ten kestiği bir anda, Yılmaz’dan gelen bu espriyle havayı yırtıyor gülüşleriyle. “Gülmek, ideolojik bir eylemdir.”

 

 


12.07.2018 - Perşembe

2. PROVA

Heyecanımızı, evlerde biraz daha tembihleyerek geldik. Saat 13.00’te Büyük Salon’a yol aldık yine. Oyun için tasarlanmış platform, gladyatör arenaları gibi haşmetiyle ürkütücü duruyordu ortada. Üzerine çıkmakla çıkmama isteğinin savaştığı anlar. Nefeslerin kontrolden çıktığı, gözlerin yuvalarına isyan ettiği anlar. Güzel anlar.

Fiziksel devinim üzerine ısınma girizgâhlarıyla başladık. Gittikçe aksiyonun kendini teşhir ettiği çalışmalara evrildik. Ten tene, koku kokuya, insan insana değince, anlam nasıl da katmanlaşıyor. 5 buçuk saat prova yapıldı ve tek bir araya ihtiyaç duydu duygular. Bedenin aklını kaybetme isteğinde olduğu bir proje. Dans Tiyatro, contact doğaçlama (temas) Çelişkilerin birlikteliği.

Karakterlerden Rocky için travmatik bir geçmiş arayan Bedirhan Hoca’nın en fazla beş dakika sonraki haleti ruhiyesi:

Yılmaz: “ Rocky’ye criminal bir durum arıyoruz yani di mi hocam?”

Bedirhan Hoca: “Ne bileyim abi ya”

 


11.07.2018 - Çarşamba

Heyecan kaşındırıcı bir duygu.

Önce, bir fikrin beyninizi istilasıyla başlıyor. Ardından fikir, loblardan beslenerek kalbe doğru yürümeye başlıyor. Kalbe dokunmasıyla ritim hızlanıyor ve tüm bedeni sarıyor. Parmak uçlarına ulaştığı anda muhteşem bir birleşme yaşanıyor fikirle beden arasında.

Titreme, terleme, fazladan hareket…

Bugün, parmak uçları terleyen insanlar olarak yaşamı biraz daha kımıldatmak için bir araya geldik. Saat 13.00’te moda sahnesi’nin banklarına farklı köşelerden virajlar alarak düştük. Kimi birbirini hiç tanımayan, kimi tanıyıp da daha önce böyle bir projede ortaklaşmamış, kimi de öncesinde paylaşımı tecrübe etmiş tadına doyamamış insanlardan oluşan bir ekip olarak Moda’nın Hades’i, Büyük Salona doğru yol aldık. Bastırılmaya çalışılmayan heyecanların örgütlülüğü, fazladan kuru pasta ve meyve yedirtiyormuş, deneyimledik

Atları da vururlar… Slogan gibi başlık!

Ve Gloria; var oluşundan vazgeçmekle vazgeçmemek arasında kimliğini arayan Araf.

Robert; sorgulama mesaisi zaman tarafından tamamlanmış Cehennem.

Atların bacağından Cennet (Dante’ye de bir selam) :

Robert- “Niçin buradasın?”

Glorıa- “Özel bir sebebi yok…”

“Kazanmayı değil kavuşmayı arıyoruz!” (Yönetmen Atasözü)

Parmak uçlarımızdaki terle, titremeyle, özgürlüğüne kavuşmak isteyen iç güdüsellikle başladık. Elini değsen kızgın ateş gibi yakacak şekilde darlandığımız o, bu, şu günlerde var oluşa değil, yok oluşa sebep aramak üzere bir araya geldik. Had bilmeyi öğretenlere inat, Hadsisiz!